İnsanlar organize olabilmek, seslerini daha iyi duyurabilmek, dışarıya karşı temsil
edilebilmek için yapılar kurarlar. Yapının amacı kurulmuş olduğu gaye doğrultusunda
tabanını temsil etmektir.
Hollanda Türk Federasyon’da bu doğrultuda, Türk milliyetçilerinin ve ülkücülerin bir
çatı altında temsil edilmesi için kurulan bir yapıdır. Merhum Başbuğ Alparslan
Türkeş’in talimatları üzerine yetmişli yılların ortalarında hayata geçirilen bir sivil
toplum kuruluşudur. Tarihini ve gelişimini bir kenara bırakalım, kimler geldi ve kimler
gitti diye aklımızdan bir geçirelim. Her yerde olduğu gibi bu çatıyı yönetenlerden
kopanlar ve yan çizenler olsa da, halen dümdüz yolunda devam edenler de var.
Kopanlardan bazıları Başbuğ’u beğenmediler, bazıları menfaatleri bitince ayrıldılar,
bazıları da fikren değiştikleri için ayrılıp gittiler. Bazıları da ayrılmakla kalmadılar,
savrulmaya halen devam etmekteler. Bu tipler menfaat kokusu alınca kırk yıl önce
ocakta içtikleri çayı hatırlayıp ülkücülük taslamaya girerler. Fakat bu tutmaz elbette;
bu tiplerin ciğerini bilir bu teşkilat. Gelen geldi, giden gitti, ne oldu şimdi? Olan şu;
yapı halen varlığını sürdürüyor, yani teşkilat halen ayakta ve Allah izin verirse bu
böyle kalacak. Ben Türk Federasyon’u örnek olarak belirttim ama, bu genel bir
kuraldır ve devletler için de geçerlidir. Hele söz konusu Türk devleti ise, konu ayrı bir
derinlik alır.....
Türk devleti de bir yapıdır, hem de kutlu bir yapı. Asırlarca var olan Türk devlet
geleneği üzerine kurulmuş ve son haline de bürünerek Türkiye Cumhuriyeti olarak
kendini devam ettirmektedir. Birilerinin hoşuna gitmese de şunu her daim
hatırlatmakta fayda vardır: “Ne Türklük, ne de Türk devleti 1923 ile başlamıştır.”
Unutmadan, Türklük sorunu yaşayanlara da hatırlatalım: “Osmanlı da Türk’tür.
Ezbere, Osmanlı torunuyuz diyerek ancak kendinizi aldatırsınız!” Yaradan Türk
devletini korusun ve onu daim kılsın!.
Devletin temsilcileri vardır, büyükelçiler ve (baş)konsoloslar gibi. Bunlar da bizler gibi
fanidir, bugün var yarın yoklar. Devletimizi temsil eden bu görevliler gerektiği kadar
görev mahallilerinde tutulurlar ve zamanı geldiğinde başka yere tayin edilirler. Çok
normal olan şeylerdir bunlar. Normal olmayan ise kendisini dev aynasında görüp bu
tayinler hakkında gereksiz yorum yapanlardır. Hele bir de tayin sebebini kendilerinin
olduğunu söyleyenler yok mu, acınacak kişiliklerdir. Bundan yaklaşık onbeş yıl önce
kendisini dev aynasında gören birinin ağızından çıkanı bizatihi kendim duymuştum.
Demişti ki: “Büyükelçilik tayini bizden sorulur, resepsiyonlara davet listesini biz
hazırlarız!” Bunu diyen zat ve muhterem saz ekibi bırakın tayin ve liste işlerine
bakmayı, bugün Türk devletinin temsilciliklerinin önünden geçemiyorlar. Hele bir de
devlet kurumlarından aldıkları katkılar kesilince, devlet görevlilerine serzenişte
bulunmaktan dahi çekinmiyorlar. Bu tiplerde, devlet anlayışı budur işte. İşlerine
geldiğinde devlet, gelmediğinde ‘batsın o devlet’ diyecek kadar alçaktırlar. Allah
milletimizi bu tiplerden korusun. Gerçi koruyor da, toplum zaman zaman bu tiplerin
yaptıklarını ya unutuyor ya da bir sebepten dolayı halen içinde barındırabiliyor.
Bildiğim tek bir şey var, o da devlet unutmuyor, her şeyin zamanını kolluyor.
Kısacası işin özeti şudur ki: “Türk devletinin görevlileri gelir ve giderler. Fakat, devlet
yapısı kalıcıdır. Onu yıpratamazlar ama, yıpratma teşebbüsünde bulunanlar elbet bir
gün duvara toslarlar. Herkes görevini yapmaktadır ve yapmaya da devam edecektir.
Kimi hayrına, kimi şerrine... Bir görevlinin tayin edilmesini kendinde görenler, ‘rüzgar
eken fırtına biçer’ atasözünü unutmasınlar.... Kısa görev yapanlar genelde uzun
vadeli yatırıma zemin hazırlayanlardır, bu da böyle biline...”
Murat Gedik, 16 Haziran 2026
Yorumlar
Kalan Karakter: