ŞÂİR-YAZAR M. HALİSTİN KUKUL İLE, EDEBİYAT HAKKINDA
MÜLÂKAT: RAMAZAN ÇAĞLAR
Dünyanın siyâsî-sosyal bir karmaşa içinde yüzdüğü zamanımızda, edebiyatın-şiirin, hikâyenin, romanın, tiyatro yazarlığı veya mektup gibi diğer edebî tarzların zevkini bize yaşatan kalem erbâbı da mevcuttur.
Bu vesileyle; ömrünü, edebiyatın hemen hemen bütün dallarında eser ortaya koymakla geçiren bir kişi olarak, bugün, Şâir-Yazar M. Halistin Kukul Hoca ile bir edebiyat sohbeti yapmayı düşündük.
ÇAĞLAR-Sayın Hocam; k(ı)lâsik sorular sormaktan kaçınarak sözü açmak istiyorum: Hani, bu tarz sohbetlerde, ne zaman, nerede doğdunuz veya yazmaya ne zaman başladınız gibi sorular sorulur.
Söze, ortadan başlamak istiyor ve diyorum ki, sizce, edebiyat nedir?
KUKUL-Doğrusunu isterseniz, hârika bir giriş yaptınız…Bütün meselelerimizde olduğu gibi, buna da, hep satıhtan bakıyoruz..İşin özüne inmiyoruz, inemiyoruz..Bu, kolaycılıktır, kolaycılığa kaçmaktır.
Bâzıları, çok konuşanlara veya mevzuyu saptıranlara, “ edebiyat yapma” gibi, bir tâbir kullanırlar. Bunu, “boşa konuşma” mânasında, “edebiyatı” küçümseyerek söylerler ki, çok yanlıştır.
Edebiyat, eğer edebiyat ise, ciddiyet ister. Akıl, tahayyül, kaabiliyet, muhakeme, bilgi ister.
Anlıyorum ki, siz, bir târif istiyorsunuz…Bütün sözlükleri açınız, bütün edebiyat kitaplarına hattâ dergilerine göz atınız, hepsinde, onlarca şâir ve fikir adamından, onlarca edebiyat tarifine rastlarsınız…Böyle târifleri, birçok yazımda ve mülâkatımda, ben de yaptım ve şu anda da yapabilirim, ve herkes de, kendi anlayışına göre yapar, yapabilir..
Bizim anlamadığımız bir husus var: Kelimeler üstü bir mevzu!..Mâna derinliğine yuvalanmış; ahlâklılığı ve doğruluğu birinci mesele olarak kabul edip öne almış bir idrâk!
Basit değil, kaba değil, çirkin değil, müstehcen değil ve sırnaşık değil!..
Söz buraya gelmişken şunu söyleyebilirim ki; edebiyat; edepli, estetik yazı’dır..Evet, edepli, estetik yazı!..Hulâsa, bu!..
Edebiyat; iktisat, mühendislik, tıp yazısı veya siyaset değildir!..
ÇAĞLAR-Ama, böylece, yine bir târif sunmuş olmuyor musunuz?
KUKUL-Siz, nasıl telâkki ederseniz öyle olsun..Ben, ne dersem diyeyim, zâten yol, oraya çıkıyor…Etmiş olmuyorum diyemiyorum…Yâni, bir gözle bakılınca, ben de, onu, târif olarak görüyorum..
Neticede; edebiyatın, içi-dışı, yâni özü de, kalıbı da bunun içinde..
Fakat esas söylemek istediğim şu ki, şâirlik, ediblik, diğer yazarlıklardan farklı bir şeydir..Diğerlerinde ‘estetik’ aranmaz..
Bâzıları der ki, edebiyatta, bilhassa şiirde, ‘his’ öndedir. Doğrudur. Bir cihetten bakarsanız öyledir. Hissin önde olması başka bir şey, akıl ile irtibatsız olması başka bir şeydir!..Akılsız ne olabilir ki, şiir olsun!..
ÇAĞLAR-Estetiği, her defa, öne çıkarıyorsunuz. His-fikir ve estetik arasındaki irtibatı değerlendirir misiniz?
KUKUL-Estetik hakkında, 14/15 Mayıs 2015 tarihinde Wwwkapsamhaber.com’da yayınlanan ” Bir Türk Estetiği Var mıdır?” başlıklı geniş muhtevalı bir makalem vardır. Çok önemlidir…Orada geniş olarak açıkladım. Muhakkaktır ki, şiir; his ve fikirden teşekkül eder..Ancak, gözardı edilen bir husus vardır ki, esas olan da odur: Estetik!
Şiiri veya bir eseri ,edebiyat yapan estetik’tir!..
Bizde, ilim olarak, estetik hakkında yazılmış eser yok gibidir. Meselâ; bize ait “poetika” üzerinde, geniş olarak, “Çile” adlı şiir kitabının sonunda Necip Fâzıl ve “Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz” adlı kitabıyla da Ahmet Arvasi durmuştur. Ne yazık ki, Batalılar, bu konuda bizden çok önde eserler yazmışlardır.
Tabiî ki, önce, her fikrîn bir estetik, bir poetik anlayışı/idrâki/görüşü olduğunu söylemeliyim.
ÇAĞLAR-Bugünün şâiri veya edebiyatçısı bunlardan mahrum mudur?
KUKUL-Bir şâir veya edip, bunu kendisi araştıracak..Bakıyorum da, bugün veya bugün demeyeyim de, son senelerde, çok sayıda edebiyat dergisi yayınlanmasına rağmen, okuyucu çok sınırlı ve onlardaki şiir anlayışı çok sığ!..
Osmanlı Türk Cihân İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e intikal eden ve Cumhuriyet döneminin ilk şâirlerine bakınız…Âkif’e bakınız, Yahya Kemal’e bakınız, Basri Gocul’a bakınız, Ârif Nihat’a, Necip Fâzıl’a, Orhan Şâik’e bakınız..hepsi, Türk şiirinin temel değerlerini, mesalâ; Yusuf Has Hacib’i, Yunus’u Mevlâna’yı..- gayet iyi biliyor ve herbiri, hârici edebiyatlar üzerinde ihtisas derecesinde bilgiye sahiptiler..Ya şimdi, öyle mi?
Bugün, basit mevzularla, buruk ve soğuk aşklarla, sığ ve kaba günlük tâbirlerle, bir söyleyiş tarzıyla karşı karşıyayız…Bugün, aşk’ı bile nezâket ve zarâfetle dile getirmekten mahrumuz!..
İşin bir diğer cephesi, dil de, dil olmaktan çıktı gibi!..
ÇAĞLAR-Anlayabildiğim kadarıyla, yeni arayışlara girişmek gerekiyor… Tabiî ki, bu arayış, kaostan çıkma arayışı olarak zihnimde canlanıyor..Söylerinizden, ben, bunu çıkarıyorum; yanılıyor muyum?
KUKUL-Dünya, her an değişiyor. Pek çoğunu farketmiyoruz, bile..Öz’ü bozmadan, kök’e sâdık kalarak yeni söyleyişlere, yeni güzelliklere yürüyebilmeliyiz…Bilhassa, Türk şiirinin geçmişini iyi tanımalıyız…Yapmaya çalışırken, bozmamalı, yıkmamalı, kırıp dökmemeliyiz..
Bilhassa şiirde, bizi “acelecilik” boğuyor…Dergilerde yığınla şiir var..Ortalıkta binlerce şair var fakat aslında hiçbiri mevcut değil…Yâni, ne şiir ve ne şâir var!..
Şahsî bile görünse, fiziki aşıp, insanî meselelerimizi, derinlemesine, üstün bir estetikle ortaya koymalı ve okura, hakîkî mânada, san’at ‘zevkini ve hazzını tattırmak lâzımdır.
Bunların olmaması, tenkidin olmamasından ve tenkidi hazmedemeyişimizden de oluyor..O ise, apayrı bir dert!..
ÇAĞLAR-Peki Hocam, o zaman, ne yapmamız gerekir? Sizin tâbirinizle “edepli ve “estetik” yazı’yı nasıl hedefine ulaştıracağız?
KUKUL-Bir defa, geçmişimizi tanımıyoruz. Çok defa söyledim ve yazdım. Orhun Kitâbeleri’ni altüst etmeliyiz…Türkçe’yi iyi bileceksin, gönül ne demektir; onu, çözeceksin… Yusuf Has Hâcib’i, Yunus Emre’yi lime lime edeceksin…Dünyanın önde gidenlerine arada bir göz atacak, mukayese yapacaksın!..
Köklü bir ‘Türk Dili ve Edebiyatı’ tahsiline’ yol aralayacak, kaabiliyetleri keşfedecek, yetiştirecek ve başarıya ulaştıracaksın!..İşimiz zordur..bu gidişle de zorluk gittikçe artmaktadır…
Yorumlar
Kalan Karakter: