Mûsikî tarihi insanlık tarihi kadar eski kabul edilir. Bilim insanlarına göre insanlar konuşmadan önce duygu ve düşüncelerini sesle ve ritimle ifade ediyordu. Pek çok araştırmacı mûsikînin dinden doğduğu görüşünde birleşiyor. İlkel toplumlarda mûsikî bir ibadet aracı, insanı Yüce Yaratıcı’ya yaklaştıran bir vasıta olarak görülüyordu.
Totemizm, Şamanizm ve Animizm gibi inanç sistemlerinde mûsikî önemli bir yer tutarken, İslamiyet öncesi Türk inanç sistemi olan Şamanizm’de “kam” ya da “baksı” adı verilen din adamları çalgıları eşliğinde dini mesajlarını iletirdi.
İslamiyet ve Dînî Türk Mûsikîsi
İslam dini mûsikîye bütünüyle karşı çıkmamış, bilakis güzel sesle Kur’an okunmasını teşvik etmiştir. Tecvid ve kıraat ilimlerinin gelişmesi, mûsikî ile olan bu yakın ilişkiyi ortaya koyar.
İslamiyet’in kabulünden sonra Türk toplumunda mûsikî; düğünlerden bayramlara, asker uğurlamalarından dinî törenlere kadar hayatın her alanında varlığını sürdürdü.
Dînî Türk Mûsikîsi genel olarak iki ana başlık altında incelenir:
-
Câmi Mûsikîsi
-
Tekke Mûsikîsi
Câmi mûsikîsinde enstrüman kullanılmazken, tekke mûsikîsinde insan sesiyle birlikte sazlara da yer verilir. İlahi, tevşih ve na’t gibi formlar her iki mekânda da icra edilirken; Mevlevî Âyinleri, tekke mûsikîsinin en gelişmiş ve sanatlı formu olarak kabul edilir.
Mevlevî Âyinleri Nedir?
Mevlevî Âyinleri, Hz. Mevlânâ’nın vefatından sonra kurumsallaşan Mevlevîlik tarikatının semâ törenleri sırasında icra edilen büyük formlu eserlerdir. Mevlevîhânelerde, “mutrıb” adı verilen mûsikî topluluğu tarafından çalınıp söylenir.
Bu eserlerin metinleri çoğunlukla Hz. Mevlânâ’nın:
-
Mesnevî
-
Dîvân-ı Kebîr
-
Rubâiyyât
eserlerinden alınan Farsça şiirlerden bestelenir.
Yapısal Özellikleri
Mevlevî Âyinleri dört bölümden oluşur ve her bölüme “selâm” adı verilir.
-
I. Selâm: Genellikle Devr-i Revân usûlündedir.
-
II. Selâm: Ağır Evfer usûlündedir.
-
III. Selâm: En geniş ve sanatlı bölümdür. Makam ve usûl geçkileri barındırır.
-
IV. Selâm: Kulluğa dönüşü sembolize eder ve yine Ağır Evfer usûlü kullanılır.
III. Selâm bölümünde coşku artar; ritim hızlanır, makam geçkileri zenginleşir. IV. Selâm’da ise mûsikî kararlı ve huzurlu bir yapıya bürünür.
Bu yapı, semâ törenindeki manevî yolculuğun mûsikîdeki karşılığı olarak görülür.
İlk Âyinler ve Beste-i Kadîm
XV-XVI. yüzyıla ait olduğu düşünülen ve “Beste-i Kadîm” adı verilen üç önemli eser, Mevlevî Âyini formunun temelini oluşturur:
-
Pencgâh Âyin-i Şerîf
-
Hüseynî Âyin-i Şerîf
-
Dügâh Âyin-i Şerîf
Bu eserlerin bestekârları bilinmemektedir.
Bestekârı bilinen ilk önemli âyin ise Köçek Derviş Mustafa Dede’nin Bayâtî Âyin-i Şerîf’idir.
Büyük Bestekârlar ve Eserleri
Mevlevî Âyini bestelemek, mûsikîde zirve kabul edilir. Bu alanda öne çıkan isimlerden bazıları şunlardır:
-
Buhûrîzâde Mustafa Itrî
-
Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi
-
Sultan III. Selîm
-
Hüseyin Fahreddin Dede
-
Cinuçen Tanrıkorur
-
Hüseyin Saadeddin Arel
Itrî’nin Segâh Âyin-i Şerîf’i ve Dede Efendi’nin Hüzzâm Âyin-i Şerîf’i Türk mûsikîsinin başyapıtları arasında kabul edilir.
Tespit edilebilen Mevlevî Âyini sayısı üç Beste-i Kadîm dâhil olmak üzere 166’ya ulaşmaktadır.
Âyin Bestelemek Neden Zor?
Bir bestekârın Mevlevî Âyini bestelemesi için yalnızca mûsikî bilgisi yeterli değildir. Mevlevîlik düşüncesini, semâ töreninin manevî yapısını ve klasik geleneği derinlemesine kavraması gerekir.
Güfte seçiminden usûl tercihine kadar her aşama büyük titizlik ister. Bu nedenle Mevlevî Âyini bestelemek, bestekârlıkta en yüksek mertebe sayılır.
Asırlık Bir Kültür Mirası
Mevlevî Âyinleri, yalnızca bir mûsikî formu değil; tasavvuf düşüncesinin, estetik anlayışın ve manevî yolculuğun sesle ifadesidir.
Asırlardır icra edilen bu eserler, Türk mûsikîsinin en büyük ve en sanatlı örnekleri olarak kültür tarihimizdeki yerini korumaya devam ediyor.
Kaynak: Timuçin Çevikoğlu
Yorumlar
Kalan Karakter: