‘UYAP tıklamasından tebligat devşiren’ Anayasa Mahkemesi tartışması büyüyor
Avukat Sefer Gök, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) bireysel başvuru sürelerinin başlangıcında UYAP sistemine yapılan tek bir tıklamayı “tebliğ tarihi” olarak kabul eden uygulamasına sert tepki gösterdi. Gök, söz konusu kararın Anayasa, AİHS ve kanun hükümlerine açıkça aykırı olduğunu belirterek, ‘AYM, kendisini TBMM’nin yanına koyarak küçük kanun koyucu rolüne soyunmuştur. Mevcut kanunu uygulamayarak yazılı olmayan kanun icat ederek adeta fiili üstün kanun yaratmıştır. Bu, hukuk devleti ilkesini temelinden sarsan bir uygulamadır’ dedi.
‘Bir dijital tıklamayla hak arama özgürlüğü infaz ediliyor’
Gök’e göre, UYAP üzerinden karara tıklayan bir vatandaşın ya da avukatın bu hareketi, AYM tarafından “kararın öğrenildiği an” olarak kabul edilmekte ve 30 günlük bireysel başvuru süresi o anda başlamaktadır. Bu durumun, hak arama özgürlüğünü dijital bir temasla ortadan kaldırdığını savunan Gök, ‘Anayasa Mahkemesi bu tutumuyla, hukuki güvenliği temelinden dinamitleyen, yasama iradesini hiçe sayan ve bireyi teknik bir tuzakla hak kaybına sürükleyen bir hukuk felaketine imza atmıştır’ diye konuştu.
Anayasa ve kanunlar ne diyor?
Avukat Sefer Gök, anayasal hükümleri hatırlatarak AYM’nin kararının hiçbir normatif temele dayanmadığını vurguladı.
Anayasa’nın 2. maddesindeki ‘hukuk devleti’ ilkesine göre devletin öngörülebilir kuralla bağlı olması gerektiğini belirten Gök, ‘AYM’nin ilk sadakat borcu burayadır. Ancak mahkeme, öngörülebilirliği ortadan kaldırmıştır’ dedi.
Anayasa’nın 36. maddesi olan ‘hak arama hürriyeti’ hükmüne dikkat çeken Gök, bireysel başvurunun bu hakkın son halkası olduğunu belirtti: Mevcut kanunları uygulamayarak kendince yazılı olmayan künun yaratarak ‘Süre başlangıcı yaratmak ve kişinin aleyhine daraltmak doğrudan hak arama özgürlüğüne müdahaledir. Devletin bildirim yükümlülüğü düzenleyen 40/2. maddesi de ihlal edilmektedir. Çünkü kanuna göre devlet, kişiye hangi yollara başvurabileceğini ve süreleri bildirmekle yükümlüdür. AYM ise bunu tersine çevirerek “UYAP’ta tıkladığın için süren doldu” demektedir. Bu maddenin ruhuna tamamen aykırıdır.’
6216 sayılı Kanun’un çerçevesi açık
Gök, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi Kanunu’nun 47. maddesinin beşinci fıkrasına göre bireysel başvurunun ‘başvuru yollarının tüketildiği’ veya ‘ihlalin öğrenildiği’ tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerektiğini hatırlattı.
‘Bu hükümde üç kelime kritiktir: “Tüketildiği tarih”, “öğrenildiği tarih” ve “otuz gün içinde.” Kanunda “UYAP ekranına tıklandığı tarih” diye tek bir kelime yoktur. Kanun koyucu isterse yazardı. Yazmadığı halde AYM’nin böyle bir hüküm yaratması, açıkça yasama yetkisine müdahaledir’ dedi.
Tebligat Kanunu’ndaki beş günlük kural görmezden gelindi
Tebligat Kanunu’nun 7/a maddesinin elektronik tebligat için açık hüküm içerdiğini belirten Gök, ‘Kanuna göre elektronik tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. AYM bu açık hükmü yok saymakta, “UYAP’a tıklaman yeterli” diyerek Tebligat Kanunu’nu kadük hale getirmektedir’ ifadelerini kullandı.
Bu tutumun, kanunilik ilkesine ve hukuk devleti anlayışına aykırı olduğunu belirten Gök, ‘Yargı kendi eliyle usul kurallarını talan etmektedir’ diye konuştu.
“Öğrenme tarihi” kavramı ters yüz edildi
Av. Gök, AYM’nin “öğrenme tarihi” kavramını da kanunun ruhuna aykırı biçimde kullandığını belirtti:
‘Kanun koyucu bu kavramı, tebliğin olmadığı fiili durumlarda kişinin hak aramasını kolaylaştırmak için düzenlemiştir. AYM ise bunu tersine çevirerek, tebliğe tabi kararlarda bile, tebliğ yapılmadan sadece UYAP’a tıklanmasını yeterli saymaktadır. Böylece hak arama yolu kolaylaştırılmak yerine, fiilen imkânsız hale getirilmektedir.’
AİHS ve Anayasa’ya aykırılık iddiası
Av. Gök, bu yaklaşımın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesindeki ‘adil yargılanma hakkı’ ve 13. maddesindeki ‘etkili başvuru hakkı’ ile bağdaşmadığını da vurguladı.
‘AİHM’e göre başvuru yolları ulaşılabilir, öngörülebilir ve fiilen kullanılabilir olmalıdır. Türkiye’de bir avukatın, UYAP’ta tıklama yaptığı için süresinin dolacağını öngörmesi mümkün değildir. Bu, açık bir teknik tuzaktır ve bireysel başvurunun etkili bir yol olma özelliğini ortadan kaldırmaktadır’ dedi.
Norm hiyerarşisine aykırı, yetki gaspı niteliğinde
Sefer Gök’e göre AYM’nin bu uygulaması sadece hatalı bir yorum değil, doğrudan bir “yetki gaspı”dır: ‘TBMM, 6216 sayılı Kanun ile süreyi belirlemiş, Tebligat Kanunu ile ne zaman tebliğ edilmiş sayılacağını düzenlemiştir. AYM ise bu açık hükümleri bir kenara koyup, UYAP sistem kayıtlarına dayanarak yeni bir süre başlangıcı icat etmiştir. Bu, kanun üstü içtihat üretmek demektir. Kanun koyucuyu akılsız yerine koymak anlamına gelir. Çünkü Meclis UYAP’ı biliyor, uyapa tıkladığında tebliğ edilir diye kanun yapmasına mani bir durum yoktur.İsterse bu yönde düzenlerdi ama düzenlemedi. Buna rağmen mahkeme meclisin yaptığı kanunu uygulamayıp fiili kanun üretmekte ve kanun koyucu gibi davranmaktadır.’
‘Bu sadece içtihat hatası değil, sistemsel çöküşün göstergesi’
Avukat Gök, AYM’nin bu yaklaşımının basit bir teknik hata olarak görülemeyeceğini, bunun bir hukuk etiği sorunu olduğunu dile getirdi: ‘Bu uygulamayı sıradan bir mahkeme yapsa “karar kanunsuzdur” derdik. Ancak bunu Anayasa Mahkemesi yapıyorsa mesele büyür. Çünkü vatandaş, hak ihlali yaşadığında oraya sığınır. AYM ise “sen UYAP’a tıklamışsın, süren doldu” diyorsa, bu artık sadece usul hatası değil, kurumsal kibirdir.’
‘İş yoğunluğu gerekçesiyle hak kaybı yaratan içtihatlar üretmek, “ben işimi azaltmak için senin hakkını feda ediyorum” demektir. Bu da hukuk adına mahcup olunacak bir durumdur.’
Ne yapılmalı?
Av. Sefer Gök, bu uygulamanın sona erdirilmesi için iki yol bulunduğunu söyledi:
‘Ya yasama organı açıkça düzenleme yapar ve “UYAP’ta görüntüleme tarihi süre başlangıcıdır” der. Herkes bunu bilir, buna göre davranır. Beğenmeyiz ama en azından kanuni olur. Ya da AYM, bu keyfi içtihadından döner ve tebliğe tabi kararlarda tebliğ tarihini, tebligatın olmadığı olaylarda da gerçek öğrenme tarihini esas alır. Aksi halde bireysel başvuru yolu kağıt üzerinde var ama pratikte mayınlı bir alana dönüşür.’
‘Hak arama özgürlüğü mayınlı alana dönüşüyor’
Gök’e göre, bu uygulamanın sürmesi durumunda avukatlar, müvekkiller ve vatandaşlar, sürelerinin ne zaman dolduğunu öngöremeyecek.
‘Bu da hukuk devletinin içten çürümesi anlamına gelir. Çünkü birey, devlete güven duyamaz hale gelir. Yüksek mahkemenin görevi, hakkı korumak; teknik tuzaklarla ortadan kaldırmak değildir’ dedi.
Sonuç: Kurumsal bir hukuksuzluk pratiği
Av. Sefer Gök, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
‘Anayasa Mahkemesi, UYAP tıklamasını süre başlangıcı sayarak kanun koyucunun yerine geçmektedir. Bu uygulama Anayasa’nın 2., 36. ve 40. maddelerine, Tebligat Kanunu’na ve 6216 sayılı Kanun’un 47/5. maddesine aykırıdır. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleri yok sayılmakta, bireysel başvuru hakkı iş yükü gerekçesiyle daraltılmaktadır. Hak aramanın son sığınağı olan mahkemenin, hakkı teknik işlemlere kurban etmesi kabul edilemez. Bu sadece hatalı bir uygulama değil, kurumsal bir hukuksuzluk pratiğidir.’
‘Bu içtihadın diğer mahkemelere yayılması, hukuk düzenini çökertecek bir kaos üretir’
Av. Sefer Gök’e göre asıl tehlike, Anayasa Mahkemesi’nin bu hukuka aykırı yorumunun, derece mahkemeleri tarafından da emsal içtihat gibi benimsenmeye başlanmasıdır. Gök, “AYM’nin başlattığı bu yaklaşım, eğer diğer mahkemelere sirayet ederse Türkiye’de hukuki öngörülebilirlik tamamen yok olur, yargı güvenliği çöker, hukuk devleti fiilen ortadan kalkar” diyerek uyarıda bulundu.

1. Mahkemeler arası farklı uygulamalar, tam ölçekli bir kaosa yol açar
Gök’e göre, Türkiye genelindeki binlerce mahkeme—Asliye Hukuk, Ceza, İdare, Bölge Adliye, Bölge İdare, Yargıtay ve Danıştay—AYM’nin bu “tıklama = öğrenme” yaklaşımını kendi yargılama süreçlerine uyarlamaya kalktığında, hiçbir avukat ve hiçbir vatandaş sürelerin ne zaman başladığını bilemez hâle gelecektir.
Bunun hukuk düzeni açısından yıkıcı etkileri şöyle açıklanıyor:
- Aynı dosya türünde farklı mahkemeler farklı süre başlangıcı uygulayacak.
- Bir mahkeme “tebliğ tarihi” derken diğeri “UYAP’a bakma anını” esas alacak.
- HMK, CMK, İYUK ve Tebligat Kanunu’nun süre hükümleri fiilen hükümsüzleşecek.
- Avukatlar takvim tutamayacak, süre hesaplayamayacak, risk yönetimi yapamayacak.
Gök’e göre bu durum, “Hukuk güvenliğinin çökmesi, davaların rastgeleliğe dönüşmesi”dir.
2. ‘Kanun yok, keyfî uygulama var’ düzenine geçilmiş olur
Eğer mahkemeler, kanunların açık hükümlerini bırakıp AYM’nin bu teknik yorumu takip ederse, ortaya çıkacak manzara çok daha ağırdır:
- Kanun hâkimiyeti yerine “UYAP kaydı hâkimiyeti” doğar.
- Hâkimler artık kanuna değil, bilinmeyen bir içtihat mantığına göre hareket eder.
- Aynı konuda her mahkeme başka bir uygulama geliştirir; bütün ülke çapında norm karmaşası başlar.
Gök’e göre bu tablo, anayasal düzenin fiilen işlemez hale gelmesi demektir.
3. Savunma hakkı pratikte ortadan kalkar
UYAP sistemine erişimi olmayan, interneti olmayan, yaşlı, dezavantajlı vatandaşlar bir yana; en deneyimli avukatların bile:
- Sadece dosyaya bakmak için açtıkları bir ekran,
- İnceleme amacıyla yaptıkları tek bir tıklama,
- Hatta stajyerin yanlışlıkla dosyaya girmesi
ile sürelerinin dolduğu iddia edilebilecektir.
Bu durumda:
- Savunma hakkı (Anayasa m.36) soyut bir ideal hâline gelir.
- “Etkili başvuru hakkı” (AİHS m.13) işlevsizleşir.
- Binlerce dosya süre yönünden reddedilir.
- Yargı kararları esas incelemesine ulaşamaz, salt teknik engellerle dosyalar kapanır.
Gök’e göre, “Bu, yargının kendi eliyle vatandaşın adalete erişimini kapatmasıdır.”
4. Yargı içi hiyerarşinin bozulması: Aşağı mahkemeler kanuna değil, varsayım içtihatlara bağlanır
Türkiye’de yargı düzeni, normlar hiyerarşisine göre işler:
Kanun üstte, içtihat alttadır.
Ancak AYM’nin bu yorumu diğer mahkemelere sirayet ettiğinde, tablo tersine dönecek:
- Kanun kenara itilecek.
- İçtihat kanunun yerine geçirilecek.
- “AYM böyle dedi” mantığıyla yasama yetkisi devre dışı bırakılacak.
Bu durum, Gök’e göre:
“Yargının yasama alanına fiili müdahalesi ve erkler ayrılığının çöküşü” anlamına gelir.
5. Milyonlarca dosyanın kaderi belirsizleşir
Türkiye’de:
- Yılda 12 milyon yeni dava açılıyor.
- 10 milyondan fazla icra dosyası var.
- Yılda 3 milyon tebligat UETS üzerinden gönderiliyor.
Bu devasa sistemin tamamı süre hesaplarına dayanır.
Eğer mahkemeler süre başlangıcını:
- Kanunla değil,
- Tebligatla değil,
- UETS ile değil,
- “UYAP’a bakılmış mı?” kriteriyle hesaplamaya başlarsa,
O zaman:
- Milyonlarca kişinin hakkı yanar,
- Süre analizleri çöker,
- Esasa girilmeyen dosya sayısı patlar,
- Yargı sistemi tıkanır.
Gök bu tabloyu “tam ölçekli yargısal çöküş” olarak tanımlıyor.
6. Yargıya güven geri dönülmez şekilde sarsılır
Gök’e göre, diğer mahkemeler yapmasa bile, sadece AYM’nin bu tutumu bile yargıya duyulan güveni sarsmıştır. Eğer yaygınlaşırsa:
- Vatandaş adliyeye inanmaz.
- Avukatlar risk yönetimi yapamaz.
- Hâkim ve savcılar bile süre karmaşası içinde kalır.
- Kurumsal öngörülebilirlik tamamen çöker.
Bu da doğrudan Anayasa’nın:
- m.2 – Hukuk devleti,
- m.36 – Hak arama hürriyeti,
- m.138 – Mahkemelerin kanuna bağlılığı
ilkelerinin fiilen ilgası anlamına gelir.
7. “Hukuk sistemi çöker, yargı bir idari yazılımın ekran davranışına indirgenmiş olur”
Av. Sefer Gök’e göre, AYM’nin bu yaklaşımının Türkiye’nin tüm mahkemelerine yayılmasının nihai sonucu şudur:
“Hukuk normları değil, bir yazılımın ekran hareketleri yargılamayı belirler. Bu da bir hukuk düzeninin değil, dijital bir kaosun adıdır.”
📎 Kaynak: Av. Sefer Gök – ‘UYAP Tıklamasından Tebligat Devşiren Anayasa Mahkemesi’ (hukukihaber.net)
Yorumlar
Kalan Karakter: