Yazar M. Halistin Kukul, kaleme aldığı ‘Şehirleşmede Yabancılaşma’ başlıklı makalesinde, Türkiye’de şehirleşme sürecinin tabiat, tarih ve kültürel hafıza açısından ciddi sorunlar barındırdığını ifade etti. Kukul, şehirlerin yalnızca fiziki olarak büyümesinin yeterli olmadığını, esas meselenin şehirlerin hafızasını koruyabilmesi olduğunu belirtti.
Kukul’a göre ister köy ister şehir olsun, bir yerleşim yerinin iki temel hafızaya sahip olması gerekiyor. Bunlardan birincisi tabiatın korunması, ikincisi ise tarihî eserlerin güvence altına alınması. Faydalı teknolojiler dışında şehirlerin temel unsurlarının değiştirilmemesi gerektiğini vurgulayan Kukul, teknolojinin de estetik ve millî kültür değerleriyle uyumlu olması gerektiğini kaydetti.
‘Yabancılaşma kelimelerle başlıyor’
Makalesinde şehirlerdeki yabancılaşmanın yalnızca mimariyle sınırlı kalmadığını belirten Kukul, bu sürecin ilk olarak dil üzerinden başladığını ifade etti. Türkiye’nin birçok kentinde dükkân ve işyeri isimlerinin yabancılaştığını, bunun da kültürel çözülmenin ilk işaretlerinden biri olduğunu dile getirdi.
Yabancılaşmanın devamında tabiatın ve tarihî eserlerin tahribatının geldiğini belirten Kukul, korunamayan bir tarihî mirasın anlamını yitirdiğini vurguladı. Daha önce bu konuda çeşitli makaleler kaleme aldığını hatırlatan yazar, Kayseri’de Gevher Nesibe Tıp Merkezi, Elazığ’da Harput Kalesi ve Erzurum’da Çifte Minareli Medrese örnekleri üzerinden tahribatlara dikkat çekti.
Trabzon ve Samsun örnekleri
Yazar, makalesinde doğduğu şehir olan Trabzon ile uzun süredir yaşadığı Samsun’dan örnekler sundu. Trabzon’un Yomra, Vakfıkebir ve Beşikdüzü ilçelerinde çok katlı yapılaşmanın hem tabiatı hem de tarihî dokuyu olumsuz etkilediğini belirten Kukul, Boztepe Tünel Köprüsü’nün estetikten yoksun bir beton görüntüsü oluşturduğunu ifade etti.
Trabzon’da denize sıfır yapılan stadyum ve şehir hastanesinin de betonlaşmanın bir başka örneği olduğunu kaydeden Kukul, Taşhan’ın hâlâ perişan durumda bulunduğunu, Moloz sahilinde ise eski doğal yapının kalmadığını dile getirdi.
Samsun için de benzer bir tablo çizen Kukul, son 25–30 yılda yapılan uygulamalar sonucunda şehrin tarihî kimliğinin büyük ölçüde kaybolduğunu ifade etti. Canik ilçesinde denize doğru uzanan köprülerin şehir siluetine zarar verdiğini, Taşhan’a yapılan asansör uygulamasının tarihî dokuya uygun olmadığını savundu.
‘Coğrafya ve tarih dışı isimlendirmeler’
Makalesinde isimlendirme sorununa da değinen Kukul, Samsun’un Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet geçmişine rağmen Amazon heykeli ve Amazon ismini taşıyan çok sayıda yapı ve alanın oluşturulduğunu belirtti. ‘Amazon Köyü’, ‘Amazon Adası’ ve ‘Amazon Kanalı’ gibi uygulamaların coğrafyanın tarihî kimliğiyle örtüşmediğini savundu.
Benzer şekilde ‘Amisos’ adının da şehir genelinde yaygın biçimde kullanıldığını belirten Kukul, tarihte olmayan isimlerin coğrafyaya sonradan nakşedildiğini ifade etti.
Ulaşımda dil eleştirisi
Toplu ulaşımda kullanılan dilin de yabancılaşmanın bir parçası olduğunu savunan Kukul, tramvaylarda ‘durak’ yerine ‘istasyon’ kelimesinin tercih edilmesini ve durak isimlerinin Türkçe-İngilizce birlikte anons edilmesini eleştirdi. Kukul, bu uygulamanın dünyada benzerinin olup olmadığının sorgulanması gerektiğini ifade etti.
‘Şehirleşme iyi bir yönde ilerlemiyor’
Makalesinin sonunda genel bir değerlendirme yapan M. Halistin Kukul, ne tabiatın, ne tarihî ve kültürel dokunun ne de estetik değerlerin yeterince korunduğunu belirterek, Trabzon ve Samsun örnekleri üzerinden Türkiye’deki şehirleşme sürecinin sağlıklı bir yönde ilerlemediğini ifade etti.
M.Halistin Kukul'un Makalesinin tamamını buradan okuyabilirsiniz:
Yorumlar
Kalan Karakter: