Yapay zekâ ve gen teknolojileri biyolojik tehditleri yeniden gündeme taşıdı. Peki Türkiye olası bir biyolojik saldırıya ne kadar hazır? Uzmanlar uyarıyor.
Görünmeyen Savaş Başladı
Tanklar, füzeler ve savaş uçakları artık tek tehdit değil.
Dünyanın önde gelen güvenlik kuruluşları, geleceğin savaşlarının laboratuvarlarda geliştirilen biyolojik ajanlar, sentetik virüsler ve yapay zekâ destekli biyoteknolojiler üzerinden şekillenebileceği uyarısını yapıyor. COVID-19 salgını da ülkelerin biyolojik tehditlere karşı hazırlık seviyesini yeniden tartışmaya açtı.
Bugün birçok ülke klasik savunma yatırımlarının yanında biyosavunma alanına milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor.
Biyoterörizm Nedir?
Biyoterörizm; bakteri, virüs, mantar veya toksinlerin insanlar, hayvanlar ya da tarım ürünleri üzerinde kasıtlı olarak kullanılması anlamına geliyor.
Amaç;
-
toplumsal panik oluşturmak,
-
sağlık sistemini çökertmek,
-
ekonomik üretimi durdurmak,
-
devlet otoritesini zayıflatmak olabiliyor.
Yapay Zekâ Yeni Riskler Oluşturuyor
Uzmanlara göre artık biyolojik tehditler yalnızca laboratuvarlarla sınırlı değil.
Yapay zekâ destekli molekül tasarımı, sentetik biyoloji ve gen düzenleme teknolojileri; ilaç geliştirmeyi hızlandırdığı kadar kötü niyetli kullanımlar için de yeni riskler doğuruyor.
Bu nedenle birçok ülke biyogüvenlik stratejilerini yeniden güncelliyor.
Türkiye Nerede?
Türkiye tamamen hazırlıksız bir ülke değil.
Son yıllarda;
-
KBRN (Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer) savunma sistemleri,
-
askerî sağlık altyapısı,
-
biyogüvenlik laboratuvarları,
-
yerli tanı kitleri,
-
aşı teknolojileri,
-
savunma sanayii projeleri
alanlarında önemli çalışmalar yürütülüyor.
TÜBİTAK MAM ile Millî Savunma Bakanlığı daha önce Ulusal Biyosavunma Stratejisi hazırlıkları kapsamında ortak çalışmalar gerçekleştirdi.
ASELSAN, MKE ve savunma sanayii kuruluşlarının KBRN koruyucu sistemleri üzerine çalışmaları da devam ediyor.
Ancak Uzmanlar Uyarıyor
Buna rağmen uzmanlara göre Türkiye'nin önünde hâlâ önemli eksikler bulunuyor.
Özellikle;
-
yüksek güvenlikli biyolojik laboratuvarların artırılması,
-
ulusal biyogüvenlik veri ağı kurulması,
-
yerli aşı ve biyolojik ilaç üretiminin güçlendirilmesi,
-
biyolojik erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi,
-
yapay zekâ destekli biyolojik risk analiz merkezlerinin oluşturulması
gerektiği ifade ediliyor.
Sessiz Ama Çok Tehlikeli Bir Savaş
Biyolojik saldırılar, klasik savaşlardan farklı olarak haftalar hatta aylar boyunca fark edilmeyebiliyor.
Tek bir biyolojik ajan;
-
sağlık sistemini kilitleyebiliyor,
-
tarımsal üretimi durdurabiliyor,
-
ekonomiyi milyarlarca dolar zarara uğratabiliyor,
-
toplumda büyük panik oluşturabiliyor.
Bu nedenle biyogüvenlik artık yalnızca sağlık değil, milli güvenlik meselesi olarak değerlendiriliyor.
Haber Yorumu
Dünya artık yalnızca füzelere ve savaş uçaklarına yatırım yapmıyor. Sessiz ama etkisi çok daha büyük olabilecek biyolojik tehditlere karşı da hazırlık yapıyor. Türkiye savunma sanayiinde önemli adımlar atarken, biyosavunma alanında da aynı kararlılıkla ilerlemek zorunda. Çünkü geleceğin savaşları belki de cephede değil, laboratuvarlarda başlayacak.
Yorumlar
Kalan Karakter: