Bugün size uzak bir coğrafyadan değil, aslında hepimizin hayatından bir hikâye anlatacağım. Mutfakta çayımızı demleyen, yaşlımızın elini tutan, evimizin anahtarını emanet ettiğimiz, yani içimizden biri olan bir insanın hikâyesi…
Ama bu bir başarı hikâyesi değil.
Bu, bürokrasinin soğuk dişlileri arasında ezilen bir vicdanın hikâyesi.
Tam 13 yıl…
Dile kolay.
Türkmenistanlı bir kadın, Türkiye’de tam on üç yıl boyunca bir hastaya evlat şefkatiyle bakmış. Ne bir asayiş olayı, ne yüz kızartıcı bir suç, ne de bir problem… Tek derdi var: Türkmenistan’da yaşayan yaşlı anne ve babasına, bir de okuyan oğluna ekmek götürebilmek.
Peki sonuç?
Hastanın eşinin bir anlık ihmali… Atılmayan o “resmî imza”…
Ve ardından gelen karar:
13 yılını verdiği topraklardan deport edilmek.
Bir imza eksik…
Bir hayat sürgün.
Yasalar Kimin İçin?
Elbette hepimiz biliyoruz: Yasalar düzen içindir. Devletin güvenliği, toplumun huzuru her şeyden önce gelir. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ama şu soruyu sormak zorundayız:
Bir vize süresinin aşılması, 13 yıllık emeği bir kalemde silmeye yeter mi?
Vicdan bunun neresinde?
Bakıma muhtaç hastanın mağduriyeti ne olacak?
Ve daha önemlisi…
Her fırsatta “Türk Birliği”nden, “tek millet”ten söz ederken; bir Türkmen kadının sırf bürokratik bir takılma nedeniyle iki yıl Türkiye’ye girişinin yasaklanması hangi kardeşlik hukukuna sığar?
Bürokrasi mi, İnsan mı?
Bürokrasi devlet için gereklidir. Ancak bazen bürokrasinin soğuk yüzü, farkında olmadan en büyük adaletsizliklere kapı aralayabiliyor.
Bu kadın bir suçlu değil.
Bir emekçi.
Bir insan.
Ülkesine gönderilmiş…
Orada cezasını çekiyor…
Ama geri dönebilmek için çırpınıyor.
Çünkü Türkmenistan’da onu bekleyen bir aile var.
Onun kazancına umut bağlayan bir anne, bir baba ve bir evlat var.
Yetkililere Bir Çağrı
Buradan yetkililere, karar vericilere ve ilgili kurumlara bir çağrımız var:
Her vize ihlalini aynı kefeye koyamazsınız.
Suça karışmış kişilerle, yıllarca bu ülkenin insanına hizmet etmiş, yaşlımıza bakmış, evlerimize emek vermiş insanları aynı şekilde değerlendirmek adalet duygusunu zedeler.
Oysa çözüm zor değil.
Yüz kızartıcı suçu olmayan, uzun süre Türkiye’de yaşamış ve çalışmış soydaşlarımız için deport affı veya cezayı ödedikten sonra giriş yasağının kaldırılması gibi daha esnek uygulamalar hayata geçirilebilir.
Çünkü kardeşlik yalnızca protokol masalarında imzalanan metinlerle olmaz.
Kardeşlik; zor durumda kalan kardeşinin elinden tutabilmektir.
Kardeşlik; onun önüne çıkan bürokratik duvarları aşabilmesine yardımcı olmaktır.
Bugün bu kadının feryadı aslında yalnızca bir kişinin değil…
Sistemin içinde kaybolan binlerce dürüst emekçinin sessiz çığlığıdır.
Duyun bu sesi.
Çünkü bazen bir imza…
Bir insanın kaderini değiştirebilir.
Yorumlar
Kalan Karakter: