Tebeşir tozunun kokusu burnuma her geldiğinde, hafızam beni o eski, güzel günlere; Havza’nın Bekdiğin köyüne götürür. Siyah önlüklerimiz, beyaz yakalarımız ve yüreğimizde pırpır eden okul heyecanımız...
Ben ilkokulu 4. sınıfa kadar Bekdiğin’de okudum. O yıllarda bir Lebibe Öğretmenimiz vardı ki, sadece harfleri değil, hayatı, okulu, insanlığı sevdirdi bize. Bir çocuk okula nasıl koşarak giderse, biz öyle giderdik sayesinde. Gerçek bir eğitimci, harika bir insandı. Tohumu toprağa atıp bırakmaz, yeşerene kadar başında beklerdi.
Sonra yolumuz Karşıyaka İlkokulu’na düştü, ilkokulu orada tamamladım. Şanslıydım, çünkü harika arkadaşlar biriktirdim heybemde. Necati’si, Hatice’si, Yaşar’ı, Bayram Hoca’nın kızı Canan’ı, Avni’si, Davut’u, Ertan’ı ismini yazamadım can arkadaşlarım... Biz o zamanlar sadece sınıf arkadaşı değilmişiz, meğer hayat arkadaşıymışız. Yıllar geçti, saçlarımıza aklar düştü ama biz hala o günkü samimiyetle bir araya gelir, anılarımızı tazeleriz. Hepsi de vatanını, milletini seven, pırlanta gibi, kıymetli insanlar oldular. Ne mutlu bize.
Ancak hayat her zaman Lebibe Öğretmen’in sıcaklığıyla devam etmedi.
Ortaokul için Havza Lisesi’ne başladığım yıllar... Eğitim müfredatına "Modern Matematik" girmiş. Kümeler, kesişimler, bileşkeler havada uçuşuyor. Okul müdürümüz Kadir Hoca giriyor dersimize. Çocuk aklımla, belki de o güne kadar öğrendiğim pratik hayattan yola çıkarak parmak kaldırdım:
"Hocam," dedim, "Bunlar bizim ne işimize yarayacak? Bakkaldan bir şey alırken ya da günlük hayatta ne değişecek? Gereksiz değil mi?"
Bir eğitimciden ne beklersiniz? "Bak evladım, bu senin analitik düşünmeni sağlar, zihnini açar, olaylara farklı bakmanı öğretir" demesini değil mi? Ama Kadir Hoca, belki o anki yorgunluğundan, belki de kestirip atma isteğinden, hayatımı etkileyecek o cümleyi kurdu:
"Haklısın oğlum, hiçbir işinize yaramaz."
İşte o an, benim için filmin koptuğu andı. O dakikadan itibaren modern matematik benim gözümde "gereksiz" bir yük oldu. Öğretmenin bile "işe yaramaz" dediği bir şeyi ben neden öğrenecektim ki? Soğudum. Sadece dersten değil, o derste kurabileceğim hayallerden de soğudum. Lebibe Hanım'ın ilmek ilmek ördüğü o okul sevgisi, bu cevapla büyük bir yara aldı. Ve ben, bütün eğitim hayatım boyunca matematiğin o soğuk yüzüyle, o "gereksiz" hissiyle boğuşup durdum.
Bugün 24 Kasım Öğretmenler Günü.
Bu anıyı anlatmamın sebebi, geçmişe takılıp kalmak değil. Geleceği inşa eden kıymetli öğretmenlerimize bir mesaj verebilmek.
Bir öğretmen, bir çocuğun kanadı da olabilir, ayağındaki pranga da... Lebibe Öğretmen gibi sevdiren, yüreklendiren, çocuğun içindeki cevheri parlatan öğretmenlerimiz başımızın tacıdır. Ancak öğrencisinin hevesini bir cümleyle kıran, "bundan bir şey olmaz" ya da "bu işe yaramaz" diyen yaklaşımın açtığı yaralar ömür boyu kapanmıyor.
Gençliğimizi daha ileriye yönlendiren, sadece dersi değil, öğrenmeyi sevdirmeyi amaç edinen tüm hocalarımızdan Rabbim razı olsun.
Öğretmenlerimizin bu kutsal günü kutlu olsun; dilerim her öğrencinin karşısına, kalbine dokunmayı bilen bir "Lebibe Öğretmen" çıksın.
Yorumlar
Kalan Karakter: