Gazze’de gökyüzü her gün biraz daha kararırken, sadece bir kent değil, insanlığın vicdanı da kararıyor. Oradan gelen her haber, yitip giden her can, içimizde derin bir sızı bırakıyor. Artık ekranlardan yansıyan görüntüler birer haber değil; tokat gibi çarpan, yüzümüze yüzümüze inen hakikatlerdir.
Bunca bilgiye, bunca araca sahip olduğumuz çağda, gözümüzün önünde on binlerce insanın yok oluşunu seyretmek nasıl mümkün olabiliyor? "Hiçbir şey yapamıyoruz" demek, boynumuzu eğdiğimiz bir aczin itirafıdır. Ama aynı zamanda içimizde kıvılcımlanan bir isyanın da habercisidir. Bu feryat, Filistin toprağından yükselen, kulaklarımızı değil, yüreklerimizi titreten bir çağrıdır. Yıkılan duvarların, yetim kalan çocukların, ağıt yakan anaların çığlığıdır bu.
Gazze’de yaşananlar yalnızca bir bölgeye sıkışmış bir savaş değildir. O, tüm insanlığın imtihanıdır. Her gün biraz daha yok edilen bir halkın değil, çiğnenen insanlık değerlerinin tablosudur. Orada, bir annenin gözyaşıyla birlikte insan hakları da toprağa gömülüyor. Ve biz, ekran başında bu mezara bir kürek daha toprak atıyoruz sessizliğimizle.
“Peki ne yapabiliriz?” diye sormak gerek. Belki oraya gidip elimizle engel olamayız. Ama sesimizi duyurabiliriz. Yazabiliriz. Anlatabiliriz. Gördüğümüz haksızlığı paylaşabilir, çevremizi bilinçlendirebiliriz. Sivil kuruluşlara destek verebiliriz. Her küçük adım, sessizliği bozan bir yankıdır. Ve unutulmamalıdır ki; bazen bir söz, bir yardım eli kadar etkilidir.
Gazze’de kan akarken, televizyonlarımızda İsrail menşeli ürünlerin reklamları dönüyor. Bu, sadece bir alışveriş meselesi değil, bir duruş meselesidir. Tüketici olmak yalnızca almakla değil, neye karşı durduğuyla da ilgilidir. İnsanlar açlıkla, susuzlukla can verirken o ürünlerin parlatılması, yalnızca reklam değil, vicdanların kararmasıdır. Kimi zaman en güçlü eylem, almamaktır. O ekranlara çıkan her markanın, bir hesabı sorulmalıdır.
Gazze’deki her gözyaşı, bizim suskunluğumuzla biraz daha büyüyor. Ama hâlâ geç değil. Hâlâ bir kıvılcım olabiliriz. Bu feryadı duymak yetmez, duyurmalıyız.
Peki siz, bu sessizlik karşısında hâlâ susacak mısınız?
Yorumlar
Kalan Karakter: