2004 yılında yayınlanan “Post-Nişîn’e Mektuplar” adlı kitabımdaki, “Bizim Köy” başlıklı bölümde şöyle demişim:
“Üstâdım;
Boz bulutlar, beyaz bulutlar, kara bulutlar burada…Denizin kaç türlü mâvisiyle, tabiatın bin türlü yeşilinin kaynaştığı; renklerin, bir başka renk içinde derinleştiği bir mekân burası…
Denizden bakınca; doğuda Çamlık Deresi ve batıda da Kurbağalı Dere…Yazın sızın sızım süzülen suyu; kışın hattâ baharın bir kükreyişiyle akan iki azgın dere..
Güneye doğru merhale merhale yükselen ve âdeta Karadeniz’e tepeden bakan, seyrek evlerin süslediği bir halı..
Hangi kuşun hangi ötüşünü, hangi çiçeğin hangi kokusunu ve hangi ağacın, canınızın çektiği hangi meyvasını istersiniz..

Gökgürültüsünün her türlüsü, yağmurdan çisesinden sağanağına kadar en esintilisi, rüzgârın ıslık çalıcısı..Ve fakat; denizden dağların zirvesine doğru koskocaman bir kavis çizen gökkuşağının doyumsuz zevki, rengin şahikasında nefes alamaz hâle getirir insanı..
…….
Memleketi bir uçtan bir uca yeniden keşfetmek zorundayız...Koskoca bir imparatorluktan avcumuzda ne kaldı ki!..”
Başlık yaptığım Dağlıca Köyü, T(ı)rabzon’un Beşikdüzü ilçesine bağlı, sâhilden itibaren, benim köyüm olan Vardallı ve ardından da Zemberek ve Hünerli köylerinden sonra gelen ve 1100 rakımlı İzmis Tepesi’ne ulaşan hat üzerinde bulunan görülmeye, incelemeye ve yaşanmaya değer bir köydür.
Bu köye; Beşikdüzü’nden başlayan, her adım başı yükselen, çift taraflı vâdileri seyirle gidilen bir ‘sırt’ üzerinde, dapdaracık bir yolla varılır.

Esasa geleyim: 22 Ağustos 2025 Cuma günü, gönül dostu emekli sağlıkçı İrfan Elbir ve aynı zamanda eğitim fakültesinden öğrencim olan emekli matematik öğretmeni Dağlıca Köyü Muhtarı Salih Alemdar’ın dâvetlisi olarak, bu köye gittim.
Eşim Canan Hanım ve yine öğrencim olan Türk romancılığının son dönemdeki yüz akı olan Emine Özgenç Hanım ve eşi Şahan Özgenç Bey’le birlikte bu dâvete katıldık.
Sözünü ettiğim, gittikçe yükselen dapdaracık yollar ve bakılınca ürperilen/ürperten fakat hârika manzaralı derin vâdileri seyirle onbeş kilometrelik zorlu bir yolculukla, Vardallı, Zemberek ve Hünerli köylerini geçerek Dağlıca Köyü’ne vardık.
Bu varış ile, şahsen, benim için büyük bir ‘sürpriz’ teşkil eden duruma şahit olduk.
Bizi; Dağlıca Köyü Muhtarı Salih Alemdar, İzmis’te mukim emekli sağlıkçı İrfan Elbir ve yine aynı köyden, Nazilli’de mukim emekli öğretmen Ahmet Kaya karşıladı…
‘Sürpriz’ ise, şu: Dağlıca Köyü Muhtarı Salih Alemdar, şu mâlûm “taşımacı”- ki, ben, ona, “dolmuşçu” diyorum- sistemle kapatılan eski köy okulunu ihyâ etmiş ve hizmete sunmuş.
Nasıl mı? Bunu, kısaca, Salih Alemdar’dan dinleyelim.

“Ninemden dinledim. Bu okulun yapıldığı yıllar 1945’ler…Ninemler, sırtlarında, dereden kum çekerlermiş…Bütün köylü işe el atıp, bu kervan geçmez kuş uçmaz denilen dağ başında el ele verip bir okul inşâ etmişler..”
“Dereden kum çekmek!”
Katırın, atın, eşeğin bile az bulunduğu zamanlarda ve bulunsalar bile zor yürüdüğü yamaçlarda…
Muhtar Alemdar diyor ki; “Taşımacı sisteme geçip bu okulun kapısına kilit vurulurken bile yüz öğrencisi vardı…”
Vahameti görüyor musunuz? Köyün çocukları, “taşımacılık adına”, her gün, bu dapdaracık ve iki tarafı uçurum olan yolları iki defa inip-çıkıyor. Karadeniz köylerindeki onbeş kilometreyi siz başka kilometrelerle asla mukayese etmeyiniz…Bu yollar, insanın içini dışına çıkarır…
Salih Alemdar, emekli öğretmen olarak önce Zonguldak’a yerleşmiş…Sonra, kendisine gelen teklif üzerine, işi gücü, rahatlığı/keyfi bırakarak köyüne muhtar olmuş, gece gündüz demeden çalışıyor…

Kendisi gibi, fedâkâr arkadaşlarıyla el ele vererek, önce, bu âtıl durumda bırakılan terkedilmiş okul binasına bir kat daha çıkmışlar. Bu kadar mı?!
Sınıflardaki eski öğrenci sıralarını, karatahtalarıyla birlikte koruma altına almışlar…Genişçe bir sınıfı, köylülerle sohbet ve istişâre odası olarak tanzim etmiş…Mevlitler, nişan-düğünler burada yapılıyor…Misafirler için bir oda ve mutfak bile hazırlanmış…
Bu kadar mı? Hayır!..Okulun son tabelasının da bulunduğu bir odada, insan vücudu maketi, haritalar, yoklama defterleri örnekleri, yeryüzü küreleri.. eski hâlleriyle yaşıyor/yaşatılıyor…
En önemlisini sona sakladım: Kütüphâne!..
Evet, Dağlıca Köyü İlkokulu Kütüphânesi, arzu edenler için her zaman hizmete amâde vaziyette!..

İlkokulun yanında, şimdiden, “sağlık ocağı niyetiyle” bir bina daha yapmışlar…Onlara bitişik ve az daha yüksekçe bir yerde muhteşem bir cami…
İşte size, tam bir ‘Türk Köyü modeli!’ Bir de arzu edilen genişlikle yolu olsa…Zâten, emniyeti/asayişi kendileri sağlıyor…
Tabii ki, bize gezdirilen mekânlara hayranlık duymamak mümkün değildir…Çıktıktan sonra, Salih Bey ve Emine Özgenç Hanımla kısa bir istişâremiz daha oldu. Özgenç, buranın en hâkim bir yer olması dolayısıyla, Beşikdüzü Kaymakamlığı veya Trabzon Valili hattâ ilgili belediyeler tarafından bir “kültür merkezi” hâline gelmesi için teşebbüste bulunulmasını teklif etti. Bu; çok önemli bir teklifti…Çünkü; bu muhtarlık, kendi imkânlarının çok üstünde büyük işler başarmış olmasına rağmen, geniş hayâllere sahipti!..
Bir daha anladım ki, hakkında birçok defa yazdığım “taşımacı sistem”; köylerimize, köylümüze ve çocuklarımıza, hâliyle milletimize çok şey kaybettirmiştir!..
Netice olarak şunu diyebilirim ki; Dağlıca Köyü, Salih Alemdar’ın öncülüğünde, muhteşem bir ‘müze okul’a sahip oldu!..Bu; bir numûne’dir!..Tarihe hürmettir!..Kültürü korumadır!..
Ardından, topluca, İrfan Elbir dostumuzun ikramına mazhar olduk…Güler yüz ve hoş sohbet, bu güzelliklere ayrı bir çeşni katmıştı…Elbir kardeşimizin eşinin nefis yemekleri de Türk mutfak zevkini bir diğer kayda değer cephesi oldu.
Sıra; muhitin zirvesi olan, 1100 rakımlı İzmis Tepesi’ne çıkmaya geldi. Bu tepede, her sene, 31 Ağustos’ta, Karabdal/Kara-abdal Şenlikleri yapılmaktadır.
”Karabdal/Kara-abdal” hakkında, ne yazık ki, sosyolojik bilgilere sahip değiliz…Üç üniversiteye sahip olmakla öğünülen T(ı)rabzon’da, bu hususla ilgili bir bilginin bulunmaması üzücü değil midir?
Buna rağmen, bütün ulaşım zorluklarına rağmen, bu muhteşem an’ane büyük kalabalıkların coşkunluğuyla devam etmektedir.
Ancak; târifi zor bir manzaranın bulunduğu İzmis Tepesi, ne yazık ki, bakımsızdır…Bitişiğinde bulunan şahsî mülklerin/bahçelerin etrafı dikenli tellerde çevrili olup, bu, hem çirkin bir görüntü arzetmekte ve hem de tehlikelidir.

Yemşeşil hârika bir çimenliğin ortasındaki tabelada ise, aynen şunlar yazlıdır:
“BU BÖLGEDE ATEŞ YAKMAK
SİLAH KULLANMAK
YASAKTIR!
KOLLUK KUVVETLERİNE HABER VERİLECEKTİR!
GÖLKİRİŞ MAHALLE MUHTARI
ÇÖPLERİMİZİ
LÜTFEN
ÇÖP KUTULARINA ATALIM
BEŞİKDÜZÜ BELEDİYESİ”
Demek ki, bu tabelalar yazılınca ‘mes’uliyet’, başkalarına devredilmiş oluyor…
Ne güzel iş değil mi?
Dağlıca Köyü’nün ve İzmis Tepesi’nin, mutlaka ziyâret edilmesini tavsiye ederim…Ben, çok geç kaldığımın farkındayım ammâ nâsip bu güneymiş…
Başta İrfan Elbir ve Salih Alemdar dostlarım olmak üzere, hem güzel ve hem de faydalı bir gün geçirmemize vesîle olan herkese, teşekkürlerimi, kalbî selâmlarımı ve muhabbetlerimi sunuyorum…

Yorumlar
Kalan Karakter: