‘Düşünmek’ fiilini düşünmek kadar kayda değer ve zevkli hiçbir düşünce yoktur, olmamalıdır..
Düşünmek; insan olmanın en büyük vasfı ve unsurudur.
Bir insan; yolda yürürken de düşünür, yemek yerken de, masa başında da..Yeter ki, beyin, sağlam olsun ve irâdesini kullansın!..
Bizim toplumumuzda, bu bahis, pek düşünülmez!..Sâdece zekâ faslıyla, iş, geçiştirilir..Çünkü; zekâ, kurnazdır; hattâ şeytânî tarafı ağır basar…Her çeşit cephede at koşturur..
Aklıma geldi…Dün, evden çıkınca, bir kadının çöp kutusundan birtakım malzemeler toplayıp, kırık-dökük elarabasına yerleştirdiğini gördüm…Elbette ki, bu ilk değil!..Daha niceleri var çöpten geçinen!..
Aslında; ondan önce, gördüğüm resmî kıyafetli bir başkası ise; elinde, uzun saplı bir süpürge ile, yine uzun saplı bir kürekle yerden çöp süpürüyor/topluyordu..
Bu durum, sanarım ki, bize mahsustur..
Yâni!?
Karşımda, iki türlü ‘çöpçü’ var: Birinci, ihtiyaçlarını gidermek için çöp toplayan ‘muhtaç çöpçü’ ; diğeri ise, ‘memur çöpçü’!..
Sigortası bile var!..
Hayat, insana neler gösteriyor ve ister istemez, şaşırtıyor!..
Her ikisi de bu memleketin evlâdı..Tabiî ki, ben de!!!
….
Oradan, pazaryerine geçtim…Böyle denk düştü; hâdiseler, üstüste geldi…
Sabahın erken saati sayılırdı…Yâni, şimdi de, pazaryerindeyim..
Bir kadın, arkamdan: “Abi, dedi, geldi mi?”
Sırtım, ona, dönüktü ve yüzünü görmemiştim..
Ben, sütçüyü bekliyordum…Neyin gelip gelmediğini anlamam zordu..
Geri dönünce, elleri koynunda üşümüş vaziyetteki bu kadınla yüzyüze geldim…
Kasım soğuğu..Rutubet de cabası!..
Gayri ihtiyarı: “Ne?” diye sorabildim.
“Çorba! dedi, çorba, geldi mi?”
Hâlâ anlamadığımı anlayınca, kadıncağız, mahcup bir hâlde, dönüp gitti…
Rabb’im, sabrımı daha da artır…Aklımı muhafaza eyle!..diye geçirdim içimden.
Neyin nesiydi bu ‘çorba’ işi!..
Pazaryeri, gittikçe kalabalıklaşıyordu..Benim sütçüm de gelmemişti..Ayaküstü dikilip biraz daha bekledim, etrafı kolaçan ettim!..…
Gördüm ki, bâzı pazarcılarının elinde karton kâseler vardı ve p(ı)lâstik kaşıklarla, ayaküstü çorba içiyorlardı.
Bir pazarcıya yaklaşıp sordum:
-Bu çorbayı kim ikrâm ediyor?
-Zengin biriymiş, dedi, ticâretle uğraşıyormuş!..
-Vay be!..Ne zengilerimiz varmış, diye geçirdim içimden.
Bir meyva tezgâhının yanında, yerde, büyükçe bir alimünyum tencereye gözüm takıldı..Kazan, değil!..İçinde, bir de kepçe var..
Gelen, bir kepçe alıp gidiyor…
Yâni?
İkrâm, bu!..
Değil, diyemem!..Elbette, ikrâm!..
Alelusûl!..biraz da aşağılayıcı geldi bana!..Hava zâten soğuk, çorbanın sıcaklığı çoktan gitmiştir bile!..
Neyi, nasıl yapacağımızı bir bilebilsek!..
Belediye, her pazarcıdan tezgâh parası da alıyormuş!.. Memleketin sokağından bile, vatandaşından ‘kira’ alan başkası var mıdır, gerçekten bilmiyorum!..
Bir karton kâse çorbaya bile muhtaç olan adamdan bir de yer kirası alıyorsun!..Bundan ötesini düşünemiyorum!..
Ne “bonkör” zenginlerimiz ve ne ‘koruyucu’ idârecilerimiz varmış!!!
M. HALİSTİN KUKUL
Yorumlar
Kalan Karakter: