Bazı anılar vardır; ne zaman aklımıza gelse, içimizi bir sızı kaplar. Ne zaman aklımıza gelse, bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçer. O filmde, babamızın camiden dönüşü, odaya girişiyle hissettiğimiz saygı, bir anda kalkıp ayağa duruşumuz, yemek masasında bile o sevgi ve hürmetle dolmamız vardır. Bu anılar, sadece bir babaya duyulan saygı değil, aynı zamanda bir döneme, bir kültüre duyulan saygının da bir göstergesidir. O, sabah namazı için evden ayrıldığında, annemizin yanına koşup, o sıcaklığa sığınışımız, o anın verdiği huzur ve mutluluk, hiçbir zaman unutulmaz
Kardeşlik, bazen bir kelimeden, bir sesten daha fazlasıdır. İlyas, o beş yaş küçük kardeşim, bana "abi" dediğinde, bu kelime, sadece bir hitap değil, bir sevgi, bir güven ve bir bağlılık ifadesiydi. O ses, bugün bile kulaklarımda çınlıyor, o sesin verdiği hazzı, sıcaklığı hiçbir kelime, hiçbir ses veremiyor. O günlerin saflığı, o günlerin samimiyeti, bugün bulamadığımız bir hazinedir.
Bugün, o güzel insanlar yoklar. O güzel anılar, o güzel sesler, o güzel kokular. O anılar, sadece bir geçmişin anıları değil, aynı zamanda bir geleceğin umutlarıdır. Çünkü onlar, bizi biz yapan değerlerdir. Onlar, bizi hayata bağlayan, bizi güçlendiren anılardır. Ve onlar, her zaman kalbimizde, her zaman aklımızda olacaklar. O yüzden, o anıları sadece bir özlemle değil, aynı zamanda bir şükranla hatırlamalıyız. Çünkü onlar, bize hayatın ne kadar değerli, ne kadar özel olduğunu hatırlatan birer ışıktır.
Bugün, zamanın kıvrımlarında kaybolmuş bir lezzetin, bir kokunun peşindeyim. Hani o çocukluk hatıralarımızda kalan, ne kadar arasak da bulamadığımız, bulsak da tadına varamadığımız anılar… O anılar, sadece bir lezzet ya da bir koku değil; bir zamanın, bir dönemin ruhunu taşıyor.
Hatırlar mısınız, eskiden domatesler domates gibi kokardı? O, çise yağdığında bahçeden gelen toprak ve yeşillik kokusu, elli metre öteden bile burnumuzu sızlatırdı. Fakirlik vardı belki ama her şeyin bir anlamı vardı. Bir gömlek vardı belki, kareli, o kadar çok giyilmişti ki kumaşı neredeyse saydamlaşmıştı. Ama o gömleğin yerini ne bugün ne de yarın, dünyanın en pahalı kumaşları tutabilir. Çünkü o gömlek, sadece bir giysi değil, bir anıların, bir dönemin, bir hayatın sembolüydü.
Nehrin suları soğuktu, bir ayakkabının teki kaybolmuştu. O an, bir ayakkabıdan çok daha fazlasını kaybetmiştik: Güvenimizi, kendimize olan inancımızı. O korku, o telaş, o çaresizlik, bugün bile bir başkaydı. Çünkü o korku, hayatın gerçek yüzünü, zorluklarını ve onlarla nasıl başa çıkacağımızı öğreten bir dersti.
Bugün, elimizin altındaki her şeyin bolluğu içinde, o eski lezzetleri, o eski kokuları ve o eski duyguları arıyoruz. Belki de aradığımız, sadece o lezzetler, o kokular değil. Aradığımız, o anıların içinde saklı olan, hayatın daha basit, daha samimi olduğu bir zaman dilimi. Aradığımız, kaybettiğimiz bir ayakkabının değil, kaybettiğimiz o anıların korkusu. O anılar, bizi bugüne taşıyan, bizi biz yapan değerler. Ve o değerler, hiçbir zaman kaybolmayacak.
Bayram Uzunoğlu
Yorumlar
Kalan Karakter: