Samsun’da doğmadınız belki ama yıllardır buradasınız, burada çalışıyor, burada çocuk büyütüyor, burada nefes alıyorsunuz. O zaman bir soru sormalı: Bir insan, yaşadığı yeri neden hâlâ “başkasının memleketi” olarak görür?
Bu topraklara farklı şehirlerden gelen birçok insan var. Çoğu, hâlâ kökenlerine sıkı sıkıya bağlı. Dedelerinin doğduğu köyü kutsal bir emanet gibi görüyorlar. Futbol takımı tercihinden yatırım kararlarına kadar her adımlarında bu bağlılık etkili. Samsun’da yaşayıp başka bir şehrin takımını tutmak sadece bir sporseverlik meselesi değil; bir aidiyet göstergesi. Ancak mesele sadece duygusal değil, çok daha derin ve sonuç doğuran bir durumla karşı karşıyayız.
Bir şehirde yaşayıp o şehri benimsememek, o şehre yabancı kalmak, zamanla sadece bir his değil, fiilî bir kayıtsızlığa dönüşüyor. Memuriyette, bürokraside, iş dünyasında, yatırımda ve hatta oy verirken bile bu kayıtsızlık karşımıza çıkıyor. Kamu yatırımlarının Samsun’a değil de ataların memleketine yönlendirilmesi, kişisel bağlılık gibi görülebilir; ama gerçekte bu şehir için büyük bir kayıptır. Çünkü her kamu görevlisi, yaşadığı şehre karşı sorumludur. Bu sorumluluğun önüne geçmiş bir nostalji duygusu varsa, orada bir kopukluk var demektir.
Kökenler, kimliğimizin önemli bir parçasıdır. Bunu kimse inkâr edemez. Ancak bir yerde uzun süre yaşamak, oraya karşı bir borç doğurur. Bu borç sadece vergi ödemekle, dükkân açmakla bitmez. O şehri kalkındırmak, ona katkı sağlamak, orada yaşayanların ortak geleceğini düşünmek de bu borcun parçasıdır.
Samsun, sıradan bir şehir değil. Milli Mücadele’nin başladığı, tarihin seyrini değiştirmiş bir toprak. Ama ne yazık ki bugün, hak ettiği değeri bulmakta zorlanıyor. Çünkü şehirde yaşayan birçok kişi, hâlâ kendini buraya ait hissetmiyor. Maddi gücü olan, yatırımını Samsun’a değil, köyüne yapıyor. Evini, yazlığını, iş yerini hâlâ başka şehirlerde kuruyor. Bu da Samsun’un ekonomik ve toplumsal gelişimini doğrudan etkiliyor.
Oysa şehirleri şehir yapan, sadece yolları, binaları, parkları değildir. Onları yaşanır kılan, orada yaşayan insanların duyduğu aidiyettir. “Buralıyım” demek, sadece bir ifade değil, bir duruş, bir sorumluluktur. Çocuğunuzu Samsun’un kültürüyle büyütüyorsanız, burada iş kuruyorsanız, buranın sorunlarına kafa yoruyorsanız artık Samsunlusunuz. Fakat bu yalnızca yaşamakla değil; sahiplenmekle mümkündür.
Köken bağı, kişinin kendi içinde yaşattığı bir bağdır. Ancak bu bağ, yaşadığı şehri ihmal etmesine neden oluyorsa bir denge sorunu ortaya çıkar. Samsun’da yaşayıp, Samsun’a yatırım yapmayan, hizmet etmeyen, sahip çıkmayan herkes, bu şehrin geleceğini bilinçli ya da bilinçsiz şekilde zayıflatıyor demektir.
Gerçek Samsunluluk, Samsun’un geleceğine omuz vermektir. Geçmişe saygı duyarken bugünü sahiplenmek, yarına umutla bakmaktır. Kimse köklerinden vazgeçsin demiyoruz; ama bu şehirde yaşayan herkesin, Samsun’u kendi memleketi gibi görmesi gerektiğini söylüyoruz.
Samsun, herkesin ortak çatısı olmalı. Burada farklı şehirlerden gelmiş binlerce insan bir arada yaşıyor. Bu birliktelik, ortak bir şehir kimliğiyle anlam kazanır. “Benim değil” denilen şehirler, hiçbir zaman kalkınmaz. Samsun’a sırtını dönen değil, Samsun’u sahiplenen kazanır.
Bu yazı bir sitem değil, bir çağrıdır. Samsun’u ikinci plana atanlara değil, birinci sıraya koyanlara ihtiyaç var. Çünkü şehirleri ileriye taşıyan, orada yaşayanların samimi bağlılığı ve ortak çabasıdır.
Peki siz, yaşadığınız şehre ne kadar aidiyet hissediyorsunuz?
Yorumlar
Kalan Karakter: