12-18 Aralık haftasına girdik. Okullarda sıralar birleşecek, örtüler serilecek, mandalinalar ve fındıklar ortaya dökülecek. Bu güzel bir gelenek, evet. Ancak bu yıl, o mandalinaları yerken çocuklarımıza çok başka bir hikâye anlatmamız, boğazımızda düğümlenen bazı gerçekleri konuşmamız gerekiyor.
Japon Türk iş birliğiyle yapılan baraj inşaatında çalışan arkadaşım başından geçen 30 sene önceki olayı anlatmıştı
Olay şöyle: Bir Türk vatandaşı, Japon misafirinden, artık gazı bitmiş ve çöp haline gelmiş çakmağını ister. Hatıra olsun diye belki de... Japon misafir reddeder. Bizimki ısrar edince Japon, kimsenin görmediği bir anda o bitmiş çakmağı alır ve insanların bulamayacağı ıssız bir ovaya fırlatır. Sebebi sorulduğunda alınan cevap bir ders niteliğindedir: "Tekniğini çalmasınlar."
Japon için o bitmiş çakmak çöp değildir; ülkesinin mühendisliğidir, sırrıdır, alın teridir. O basit plastik parçası, bir milletin teknolojik namusudur.
Sevgili Öğretmenim, Değerli Velim;
Biz çocuklarımıza yıllarca Yerli Malı Haftası’nda sadece "yemeyi" öğrettik. Oysa o Japon’un bitmiş çakmağa gösterdiği hassasiyeti, biz tarihimize ve geleceğimize göstermek zorundayız. Çocuklarımıza şunu anlatmalıyız:
Bu ülke, tarihi boyunca sadece topla tüfekle değil; "parayla, ambargoyla ve teknolojik kuşatmayla" da saldırıya uğradı.
Çocuklar bilmeli ki; Vaktiyle kendi uçağımızı yapmaya kalktığımızda fabrikalarımızın kapısına kilit vurulması bir tesadüf değildi. Kendi arabamız "Devrim" yola çıktığında, deposuna benzin konulmayıp milletin önünde küçük düşürülmesi basit bir unutkanlık değildi. Kıbrıs'ta soydaşlarımızı korumak istediğimizde, "bizim" sandığımız telsizlerin çalışmaması, uçak lastiklerinin verilmemesi bize yapılan en büyük haksızlıktı ama aynı zamanda en büyük ders oldu.
İşte bu yüzden "Yerli Malı", marketten elma almaktan ibaret değildir.
Sevgili Genç Kardeşim, Öğrencim;
O Japon neden boş çakmağı vermedi biliyor musun? Çünkü "bilgi güçtür" ve kimse gücünü başkasına kaptırmak istemez.
Bugün senin bilgisayar başında yazdığın bir kod, tasarladığın bir robot, laboratuvarda geliştirdiğin bir aşı; dedelerinin Çanakkale’de tuttuğu nöbetin devamıdır. Geçmişte bize uçağımızı yaptırmayanlara, silahımızı vermeyenlere, bizi dışarıya muhtaç bırakıp sömürenlere vereceğin en güzel cevap; üretmektir.
Yerli malı kullanmak ve üretmek; "Bana parça vermezseniz vermeyin, ben daha iyisini yaparım" diyebilmektir. Bağımsızlık, sadece bayrağın dalgalanması değil; o bayrağın altındaki fabrikaların dumanının tütmesi, bilgisayarların yerli yazılımlarla çalışmasıdır.
İlkokul sıralarından itibaren çocuklarımıza, ülkemize yapılan haksızlıkları ve saldırıları öğretmek zorundayız. Ama korksunlar diye değil; "Bu haksızlıklar bir daha yaşanmasın diye daha çok çalışmalıyım" desinler diye.
Sıraların üzerindeki meyveleri yerken o Japon’un çakmağını hatırlayalım. Çünkü yerli malı; toprağına, emeğine, aklına ve geçmişine, bir Japon’un çöpüne sahip çıktığı kadar sahip çıkmaktır. Çocuklarınızın beslenme çantasına yerli mandalina koyarken onlara bu hikâyeyi de anlatın. Anlatın ki bilsinler; yerli malı sadece karın doyurmak değil, bir Japon'un bitmiş çakmağında bile gösterdiği o "milli hassasiyeti" kendi aklımızla ve vicdanımızla göstermektir.
Tüketen değil, ürettiğini kıskanan ve koruyan bir nesil dileğiyle...
Bayram uzunoğlu
Yorumlar
Kalan Karakter: