Sayın Cumhurbaşkanının kaymakam adaylarına yönelik "kibirden uzak durun" uyarısı, aslında sadece bir grup genç yöneticiye değil, tüm kamu idarelerinin idarecilerine yönlendirilmiş, altın değerinde bir düsturdur. Zira bugün Türkiye'nin dört bir yanındaki devlet dairelerinde, çağın ruhuna ve vatandaşın uzaklığına tamamen yabancı bir yönetimin anlayışının gölgeleri dolaşmaya devam ediyor.
Hâlâ, makamın enaniyeti ni, gururunu ve kibrini kişisel bir zırh gibi kalıcı bürokratlar var. Onlar için makam, hizmet etme aracı değil, hükmetme alanıdır. Kapalı kapılar ardında, "dediğim dedik, çaldığım düdük" mantığıyla çalışan bu zümre, kurumlarını milenyum devriminde yarıştırmak yerine, kendi egosunun tapınağı haline getiriyor.
Oysa 21. yüzyılda, olayların akışının sürekli olduğu, şeffaflığın temel bir beklenti haline geldiği bir çağdır. Vatandaş, tarihleri ve gizliliğini talep ediyor. Bu dönemde, 'güç bendeyse benim' diyen bir bürokrasi, ne yazık ki devleti hızlandırıcı bir lokomotif değil, yavaşlayan bir ayak bağı oluyor.
En büyük sorunlardan biri, kamu kurumlarında gösterinin icra edilmesinin önüne geçilmesidir. Bazı idareciler, enerjilerinin büyük bir kısmı iş yapmak yerine, faaliyetlerinin gezileri, açılışları ve toplantıları iyi reklam yapmayı durdurmalar. Sosyal ağlar sürekli, sürekli "görünür" olan bu bürokratlar, aslında işin özünde iş yapmayı aciz kalabiliyorlar. Halkın gerçek sorunlarına somut çözüm üretme yerine, büyük bir PR kampanyasıyla makamlarını aktarıyorlar. Oysa kamu hizmeti, sahnenin ışıklarını değil, somut faydayı gerektirir. Makam araçları ve şık toplantılar, vatandaşın hayatını kolaylaştırmıyorsa, sadece birer israftan
Ancak bu tablonun en acı ve en tehlikeli kısmı, liyakat yerine sadakatin değiştirilmesidir . "Senin adamın, benim adamım" denilerek, ehil olmayan, sadece kişisel bilgilere dayanarak görevlere taşınan kişiler, bu devlete görülmüş en büyük ihanettir. Devlet kurumları, bireysel siyasi görüşlerin, birbirlerinden ya da kişilerin arka bahçesinde olamaz. Kamu, milletin ortak olmalı ve en vasıflı, en bilgili, en çalışkan insanlar tarafından yönetilmelidir.
Liyakatin yok sayıldığı onun ataması, kamu hizmetlerinin kötü varlığına, hizmet performansının azalmasına ve en önemlisi genç, yetenekli ve dürüst insanların durumuna olan inancın sarsılmasına neden olur. Bu durum, sadece makamın değil, tüm kamu sisteminin deposunu tüketir.
Eğer Türkiye, bölgede ve dünyada hak ettiği yere gelmek istiyorsa, bu köhne bürokrasi anlayışından vazgeçilmelidir. Cumhurbaşkanının uyarısı bir ferman olarak algılanmalı ve kibirli, liyakatsiz, gösteriş düşkünü kişilerin kamu kurumlarında tutulmamalıdır.
Yönetim, kişisel enaniyetin tatmini değil, milletin refahına katkı sunmaktır. Türkiye'nin ihtiyacı olan bürokrasi, kibirden uzak, liyakate temelli, şeffaf ve hesaplı bir dağıtım anlayışıdır. Aksi takdirde milenyumun sunduğu tüm fırsatlar, kibir duvarlarına çarpıp heba olacaktır. Bu uyarının sadece söylenip geçilmesi, acilen bir yönetim sistemi olarak hayata geçirilmesi gerekiyor. Büyük resmi çizen en üst düzey yöneticiler ne kadar vizyoner olursa olsun, devletin çarkının aktarımlarıdır
Bir kamu kurumu da müdür, her şeyden önce bir orkestra şefidir. Kendi yeteneklerinin sınırlandığını bilmeli, tüm enstrümanları (personelini) en iyi performans göstermeleri için uyum içinde yönetmelidir. Ancak bazı müdürler, koltuk bir alanı olarak görüyor ve bu alanı, kişisel kaprislerini ve siyasi dayanaklarını bir baskı iktidar aracı haline getiriyor.
Bu tip müdürler, yetkiyi hizmet etmek için değil, güç kirliliğini tatmin için kullanırlar. Güçlü bir siyasi figür çekilmiş bir fotoğraf karesini ya da bir siyasi partinin elinde bulundurarak, kurum içinde adeta bir 'dokunulmazlık koruması' oluşturur. Bu zırhın sığınağına sığınarak liyakatli, dürüst eleştirel ve bakış açısına karşı keyfi uygulamalara, mobbinge ve haksızlıklara girişir.
Böyle bir atmosferde, kurumun özüne uyum ve motivasyon yerle bir olur. Personel, işleri doğru yapmıyor, müdürün gazabından kaçmaya odaklanıyor. Korku kültürü, yaratıcılığın ve operasyonun düşmanı olarak kuruma yerleşir. Oysa bir müdürün en önemli görevi, personelin arasında çalışmak yerine, onları ortak bir hedef etrafında toplayan, adil bir çalışma ortamı oluşturmaktır.
Modern yönetim biliminde müdürün tanımı çok nettir: Müdür, her şeyi kendisi yapan süper kahraman değil; iş paylaşımını en iyi yapan, personelin iş yapmasını yönlendiren, onlara yetki ve sorumluluk veren liderdir.
Kendi yetki alanındaki ona göre ve burnunu sokan, mikro yönetim yapan ve bölgeye güvenmeyen müdür, hem kendi enerjisini tüketir hem de çalışanların yedeklerini köreltir. Bu durum, arızaların aksamasına ve milletin işlerinin gecikmesine yol açar. İşler yürümez, çünkü müdür koltuğunda oturan kişi, gücünü dağıtmayı değil, merkezileştirmeyi seçmiştir.
Başarılı bir müdür, sadece sonuç odaklı değil, aynı zamanda süreç ve insan odaklıdır. O, kalıcı kişisel ve profesyonellerin yatırımlarını yapar, hatalardan derslerini öğretir ve en önemlisi, kurum içi barışı ve uyumayı sağlar.
Bulaşan siyasi güce dayanan kurum içinde kötülük yaratan ve uyuyan bozan müdürlerin sebebi olduğu aksaklıkların bedeli, en nihayetinde o kuruma hizmet etmek için vatandaşa, yani millete hizmet etmektir
Bu nedenle, yukarıda söylenen Cumhurbaşkanı'nın "kibirden uzak durma" ilkesine işaret ettiği, en çok da baş müdür ile personel arasında bu hassas bilgili müdürler için hayati öneme sahiptir.
Devlet, güçlü siyasetin gölgesinde haksızlık yapanlara değil, liyakat ve adaletle kurumlarına uyum içinde yönetilenlere kol kanat germelidir. Aksi takdirde, Türkiye'nin hizmet kalitesi, birkaç yöneticinin siyasi kibrine kurban olarak yoluna devam edecek. Artık bu gölgelerden kurtulma ve hizmet odaklı, uyumlu bir yönetim anlayışını benimsemenizdir.
Yorumlar
Kalan Karakter: