22 Ekim 1993 – Seneyi Devriyesi Anısına
Yine bir 22 Ekim geldi çattı. Takvim yaprakları, rahmetle yoğrulmuş bir ömrün bu dünyadan ayrılışını bir kez daha hatırlatıyor. Bugün, gönüllerin sultanı Seyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin Hakk’a yürüyüşünün yıl dönümüdür. Ancak bu tarih, yalnızca bir vefat gününün değil, bir dönemin hüznünün, bir milletin kalbine düşen derin bir yaranın da hatırlatmasıdır.
Sultanımız, 12 Eylül öncesinin o kargaşa dolu yıllarında, siyasetin gürültüsünden, menfaatin tozundan uzak durmuştu. O, ‘Allah’ın kulu’ olmanın sadeliğini yaşar, bizlere de o saf bilinci öğretirdi. Sofrasında bir lokma ekmekle birlikte, gönüllerimize huzur ikram ederdi. Onun öğrettikleri sadece dille değil, hâliyle idi. Sevgiyle yoğrulmuş bir kalbin, insanlara dokunuşuydu bu.
Ne var ki, bu kadar karşılıksız sevgi ve hizmetin karşılığı ne yazık ki hep hüzün oldu. Sultanımız sadece gönülleri değil, aynı zamanda kötü niyetli insanların öfkesini de üzerine çekti. Sürgünler, baskılar, iftiralar… Ama hepsinden öte, bir zehirli şırınganın hikâyesi, acının en keskin hâli olarak hafızalara kazındı.
Yıl 1991’di. Mübarek Ramazan Bayramı’nda, herkesin elini öpüp duasını aldığı o mübarek vakitte, bir hain el, sevgiyi zehre buladı. Bayramın neşesi bir anda feryada, huzur bir anda acıya dönüştü. Böcek ilacı çekilmiş bir şırınga, O’nun mübarek eline saplandı. O an, bedenine değil, ümmetin kalbine bir yara açıldı. Hayati tehlikeyi atlatsa da, o zehir Sultanımızın son iki yılını tarifsiz bir ızdırabın kucağına bıraktı. Elinin üstünde oluşan yaralar, bir Allah dostunun sabırla çektiği çilenin sessiz şahitleri oldu.
O el… Yüz binlerin tevbesine vesile olan, mazlumun başını okşayan, gözyaşını silen o el… Artık sızlıyordu, kanıyordu. Ama Sultanımız, o acıyı bile rahmetle taşıdı. Her zamanki sükûnetiyle şöyle buyurdu: ‘Hizmet yolunda çekilen her cefa, Hak katında bir lütuftur.’ Bu söz, O’nun hâl diliyle yazılmış bir nasihat gibiydi. Bizler, O’nun gülümsemesinin ardındaki acıyı görürken bile, teslimiyetin ne olduğunu ondan öğrendik.
O yara, yalnızca bir bedensel iz değildi. O yara, iyiliğin karşısında yükselen nefretin, karanlığın nura tahammülsüzlüğünün sembolüydü. Sultanımız şeker, tansiyon, romatizma gibi hastalıklarla boğuşurken bir de bu zehrin acısını omuzladı. Fakat hiçbir zaman şikâyet etmedi. Her nefesinde ‘Rıza’ dedi, her ağrısında ‘Sabır’ dedi. Nihayet 22 Ekim 1993 Cuma günü, 63 yıllık çilesini tamamlayarak Rahmet-i Rahman’a kavuştu.
Bugün O’nu anarken, sadece irşad dolu ömrünü değil, o son yıllarındaki sessiz çilesini de hatırlamalıyız. Çünkü O’nun zehirli yarası bize şunu öğretir: Bir Allah dostu bile bu dünyada huzur aramaz, çünkü hakiki huzur, yalnızca sonsuzluk âlemindedir.
O yüzden, her 22 Ekim geldiğinde, kalbimizde hâlâ o sızı, o özlem yankılanır. Ruhuna rahmet, makamına nur olsun. Bizim gönlümüzde bıraktığı yara, aslında muhabbetimizin en güçlü delilidir.
Ruhuna Fatiha…
Yorumlar
Kalan Karakter: