Tarih, sadece geçmişi anmak için değil, geleceği inşa etmek için okunur.
Bugün, İstanbul’un fethini sadece surların yıkılması ve bir şehrin el değiştirmesi olarak görenler, Fatih Sultan Mehmet Han’ın o muazzam vizyonunu eksik anlıyorlar. Cennetmekân Fatih, İstanbul’a girdiğinde sadece bir kılıç hakkı kullanmadı; o, tarihin gördüğü en büyük "birlikte yaşama" (Pax Ottomana) projesini başlattı.
Fatih, fethettiği şehirde Rum’u, Ermeni’si, Yahudi’si ve Müslüman’ıyla herkesin kendi inancını, ticaretini ve kültürünü yaşamasını teminat altına aldı. Neden? Çünkü Fatih biliyordu ki; tek sesli bir koro değil, çok sesli bir orkestra imparatorluk kurabilirdi. İstanbul, kısa sürede mimarisiyle, sanatıyla ve o eşsiz kokusuyla dünyanın merkezi haline geldiyse, bu, farklı renklerin Osmanlı potasında eriyip "biz" olabilmesi sayesindedir.
Korku Değil, Özgüven
Bugün ise ne yazık ki bazı çevrelerin, bu imparatorluk vizyonundan uzaklaşarak içine kapandığını görüyoruz. Papa’nın ülkemize gelmesini, Hristiyan vatandaşlarımızın veya misafirlerin kendi mabetlerinde ayin yapmasını bir "aşağılanma" ya da "tehdit" olarak gören sığ bir zihniyetle karşı karşıyayız.
Şunu açıkça sormak gerekir: Kendine, inancına ve medeniyetine güvenen bir millet, başkasının ibadetinden neden korksun?
Fatih Sultan Mehmet, Patrikhaneyi koruma altına alırken "aşağılanmış" mı oluyordu? Aksine, bu hamlesiyle "Ben sadece Müslümanların değil, tüm tebaanın sultanıyım ve adaletim herkesi kapsar" diyerek dünyaya meydan okuyordu.
Art niyetli kişilerin, inanç özgürlükleri üzerinden pompaladığı korku senaryoları, aslında bizim özgüvenimize yapılmış bir saldırıdır. Bir ülkede Papa’nın ayin yapabilmesi, o ülkenin zayıflığını değil; aksine ne kadar özgür, ne kadar kendinden emin ve ne kadar büyük bir devlet olduğunu gösterir. "Büyük Türkiye" imajı, yasaklarla değil; Fatih’in İstanbul’unda olduğu gibi, kapsayıcılıkla ve adaletle yükselir.
Tefrika Girmeden...
Mehmet Akif’in dediği gibi; "Girmeden tefrika bir millete düşman giremez / Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez."
Bizim en büyük düşmanımız dışarıdaki ayinler değil, içerideki tefrikadır (ayrılıkçılıktır). Bizler, içimizdeki farklı etnik ve inanç gruplarını birer "öteki" olarak değil, bu vatanın asli unsurları ve zenginliği olarak gördüğümüz gün, gerçek manada Fatih’in torunları oluruz.
Farklılıklarımızı kaşıyarak bizi birbirimize düşürmeye çalışanlar, Türkiye’nin bölgesel bir güç olmasını istemeyenlerdir. Onlara verilecek en güzel cevap; Alevi’siyle Sünni’siyle, Türk’üyle Kürt’üyle, Müslüman’ı ve Gayrimüslim’iyle tek bir vücut halinde "Büyük Türkiye" fotoğrafını vermektir.
Sonuç: Hedef Büyük Türkiye
Mimarisiyle, sanatıyla ve insan kalitesiyle yükselen bir Türkiye istiyorsak, korku duvarlarını yıkmalıyız. Fatih’in vizyonu, korkunun değil, cesaretin ve hoşgörünün vizyonuydu.
Tefrika yapanlar, ayrıştıranlar ve korku üretenler dışlanmalı; birleştirenler, üretenler ve "biz" diyenler baş tacı edilmelidir. Türkiye’nin imajı, içine kapanarak değil, dünyaya kucak açarak, medeniyetlerin buluşma noktası olduğunu haykırarak yükselecektir.
Güç, yumruk sıkmakta değil; o yumruğu açıp el sıkışabilme cesaretindedir.
Yorumlar
Kalan Karakter: