Dün akşamüstü, takvimler 3 Ekim’i gösterirken, Samsun’dan yükselen o büyük "Sumuda Destek Platformu" coşkusu hepimizin ruhuna dokundu. Öyle bir etkinlik ki, kelimenin tam anlamıyla muhteşem sıfatını hak etti. Gönüllülüğün, dayanışmanın ve insan olmanın en saf halinin sahnelendiği bu platformda, Samsunlu hemşerilerimiz bir kez daha kalbinin büyüklüğünü kanıtladı. Geçtiğimiz günlerde Samsun, bir kez daha tarihine yakışır bir misafirperverlik örneği sergiledi. Adeta tüm şehir, tek bir kalp gibi çarparak, "Sumudu"yu bağrına bastı. Meydanlar, sokaklar, hatta deniz bile bu coşkunun tanığıydı.
Hınca hınç doluluk ifadesi, yaşanan atmosferi tarif etmekte yetersiz kalır. Samsunlular, Sumuduya olan sevgilerini ve ilgilerini göstermek için adeta evlerinden fırlamışlardı. Kalabalık, sadece karada değil, denizde de kendini gösterdi.
Balıkçı kayıkları ve diğer deniz araçları dahi, bu tarihi anın bir parçası olmak için limandan, kıyıdan meydana dökülmüştü. Denizin üzerinde yüzen bir sevgi seli manzarası, izleyenlerin tüylerini diken diken etti.
Samsun halkı, bu karşılama ile bir kez daha gösterdi ki, misafirperverlik onların genlerinde var. Onlar sadece bir olayı veya bir kişiyi değil, aynı zamanda tarihi bir anı, bir ruhu kucaklıyorlardı. Bu muhteşem katılım, şehrin birliğini ve beraberliğini de gözler önüne serdi. Her yaştan, her kesimden insan, aynı heyecanı, aynı gururu paylaştı.
Yaşa Samsun! Bu coşkun, içten ve tarihi kucaklayışınla seninle gurur duyuyoruz. Şehrin, gösterdiği bu vefa, sevgi ve coşku, sadece Samsun'un değil, tüm ülkenin yüzünü güldürdü.
Samsun, her zaman olduğu gibi, karadenizin incisi olmaya devam ediyor ve bu tür olaylarla tarihi kimliğini pekiştiriyor. Bu unutulmaz karşılama, gelecekte de dilden dile dolaşacak, Samsun'un sıcakkanlılığını gelecek nesillere taşıyacaktır.
Bu harika atmosferde emeği geçen, meydanları ve denizi dolduran her bir Samsunluyu tebrik ediyorum.
Katılanların anlattıklarına göre, o meydanda gözlerde yaş, kalplerde gurur vardı. Bir elin uzanışındaki samimiyet, bir bakışın ifade ettiği umut, tüm şehri sardı. Duygunun adeta hat safhaya ulaştığı anlar yaşandı. Bu, sadece bir yardım etkinliği değil, aynı zamanda ruhlarımızın birbirine kenetlendiği, zor zamanların çaresizliğini değil, birlikteliğin gücünü haykırdığımız bir anıt oldu. Samsun, o gece yalnızca Karadeniz’in incisi değil, gönül köprülerinin de başkentiydi.
Ancak bu büyük duygu selinin hemen ardından gelen bir haber daha vardı ki, heyecanımız ikiye katlandı. Bir diğer kahraman şehrimiz, Hatay, sarsılmaz iradesi ve iyilik aşkıyla yollara çıktı. Tam 40 gemi dolusu yardımın, umudu taşıyan koca bir filo gibi denizlere açılışı... Bu sadece bir lojistik hareket değil, bir ulusun kalbinin attığı dev bir göğüs sesiydi.
İnsan bu manzaraları gördükçe, o anlara şahit oldukça bir an durup düşünmeden edemiyor: "Keşke ben de gitsem, gidebilsem!"
Evet, itiraf etmeliyim ki, o an içimde bir kıskançlık dalgası yükseldi. Ama bu, kötü niyetli bir kıskançlık değil; bizzat o iyiliğin bir parçası olma, o büyük gönüllü ordusunun içinde yer alma arzusundan doğan, soylu bir kıskançlık. O gemilerdeki her bir yardım kolisi, Samsun’daki o coşkunun yankısı gibiydi. Her biri, elini uzatan isimsiz kahramanların mühürüydü.
Bazen, büyük felaketlerin gölgesinde kalırız, ne yapacağımızı bilemez hale geliriz. Ancak Samsun ve Hatay, bu örnekleriyle bize gösterdi ki, nerede olursak olalım, bir araya geldiğimizde dev olabiliriz. Birbirimize kenetlendiğimizde, o en büyük duygusal anları yaratabilir, en büyük lojistik hareketleri başlatabiliriz.
Evet, belki her birimiz fiziksel olarak o gemilere binemedik, o meydanda tüm gücümüzle bağıramadık. Ama unutmayalım: Her birimiz, kalbimizin attığı yerde o desteğin bir parçasıyız. Bizim de gözyaşlarımızla, dualarımızla, küçücük de olsa attığımız adımlarla kurduğumuz bir gönül köprüsü var.
Bu ülkenin insanı, ne zaman büyük bir acıyla yüzleşse, ne zaman omuz omuza durması gerekse, imkansız denileni başarmıştır. Samsun ve Hatay’ın bize anlattığı hikaye budur. Bu büyük dayanışma ruhu, hepimizin en kıymetli mirasıdır.
Şimdi sıra bizde. O kıskançlığı, güce çevirme zamanı. Gidemiyorsak, bulunduğumuz yerden destek olma, gönlümüzü omuz verme aşkıyla doldurma zamanı. Çünkü iyilik, sadece gidenin değil, gitmeyi arzulayanın da hanesine yazılır.
Yorumlar
Kalan Karakter: