"Vurmayın efendiler, vurmayın! O da bir can taşıyor."
Bu çığlık, sadece bir hayvanseverin duygusal tepkisi değil; bizzat o tüfeği tutan elin, tetiğe giden parmağın sahibinin, yani "gerçek" olduğunu iddia eden avcının en derinlerinde yankılanan sestir aslında.
Avcılık üzerine yazılan o kadim, o felsefi metinleri biliriz. Derler ki; "Kendisini büyüleyen hayvana ölüm getirecek olan davranışlardan önce her gerçek avcı, vicdanının derinliğinde bir sızı duyar."
İşte ben bugün o "sızı"ya sesleniyorum efendiler!
Madem o sızı orada var, madem o hayranlık duyduğunuz, güzelliğiyle sizi büyüleyen varlığa ölüm kusmadan hemen önce kalbiniz sıkışıyor; o halde neden o sızıyı susturup, tüfeği konuşturuyorsunuz?
Diyorsunuz ki; "Avcılık bir canlıyı öldürmenin diğer canlıya zevk verdiği tek normal durumdur." Ama dünya değişti, doğa yorgun, dağlar kimsesiz. Bu "normalliği" sorgulamanın vakti gelmedi mi? Hazzı, bir başkasının, hem de sizi büyüleyen bir başkasının ölümü üzerine kurmak, ruhumuzda onarılmaz yaralar açmıyor mu?
Kabul ediyorum, doğada bir hiyerarşi var. Av ile avcı arasında, o kaçınılmaz eşitsizlik faktörü var. İnsan, aklıyla ve silahıyla güçlü olan taraf. Ama asıl mesele, bu gücü nasıl kullandığımız değil midir? Güç, yok etmeyi mi emreder, yoksa o büyüleyici gizi korumayı mı?
Kendi düsturunuzla sesleniyorum size: "Ölçü olmayan yerde hiçbir şeyin erdemi yoktur."
Ölçü kaçtı efendiler! Doğanın dengesi bozuldu. Artık dağlarda o "avlanmak için öldürülen" hayvanların izleri siliniyor. Eğer erdem, ölçüdeyse; bugünün ölçüsü "öldürmek" değil, "yaşatmak" olmalıdır.
"Avcı öldürmek için avlanmaz, avlanmak için öldürür" diyorsunuz. O kovalamacanın, o iz sürmenin, o doğayla bütünleşmenin hazzıysa aradığınız; o halde süreci yaşayın ama finali ölüm olmasın. Namlunun ucunda can veren o keklik, o tavşan, o geyik yere düştüğünde, "avcılığın gerçeği" dediğiniz o büyü de kanla kirlenmiyor mu?
Doğanın o büyüleyici gizi, ölümde değil, yaşamın direncinde saklıdır.
O vicdanınızdaki sızı var ya... O sızı, ilahi bir uyarıdır. O sızı, doğanın size "Yapma!" deyişidir. O sızı, tetiği çektiğiniz an yok ettiğiniz canlının, ruhunuzda bıraktığı son bakıştır.
O sızıyı dinleyin efendiler. O kaçınılmaz hiyerarşinin en tepesinde olmanız, size ölüm dağıtma hakkı vermez; bilakis, o aşağıdakileri koruma sorumluluğu yükler.
Vurmayın... Sizi büyüleyen şeyi yok etmeyin. Bırakın o sızı, merhamete dönüşsün.
Yorumlar
Kalan Karakter: