Tarih bazen tekerrür etmez, sadece şekil değiştirerek can yakmaya devam eder. Bugün Afrika’nın bağrında, Sudan’da yaşananlar sadece bir "iç savaş" haberi değil; yüz yılı aşkın süredir devam eden bir terk edilmişliğin, kanlı ve isli finalidir.
Fransız haber ajansı Le Monde’un Kasım 2024 tarihli raporu önümüze korkunç bir bilanço koydu: En az 150 bin sivil öldü. Rakamları okumak kolaydır ama o rakamların ardındaki vahşeti hayal etmek cesaret ister. İnsanların canlı canlı yakıldığı, zalimliğin hayal gücünü zorladığı bir cinnet halinden bahsediyoruz. Uzmanlar, "Gerçek sayı bunun çok üzerinde" diyor. Sadece Hartum’da 61 bin can gitmiş ve bu ölümlerin yüzde 90’ı kayda bile geçirilmemiş. İsimsiz, mezarsız, duasız giden on binler...
Bugün 51 milyonluk Sudan nüfusunun 11 milyondan fazlası, yani her beş kişiden biri evsiz, yurtsuz. Mülteci kamplarında her hafta onlarca çocuk, kurşunla değil; açlık ve kolera yüzünden, annelerinin kucağında eriyip gidiyor.
1899’da Başlayan Kırılma
Peki, bu sahipsizlik ne zaman başladı? Sudan’ın boynu ne zaman büküldü?
Takvim yapraklarını geriye, 19 Ocak 1899’a çevirmemiz gerek. O gün yapılan bir anlaşmayla Osmanlı Devleti, asırlardır huzurla gölgesini düşürdüğü bu topraklarda sistem dışına itildi. Kızıldeniz’in kilidi, Sudan’ın kapısı Sevâkin şehri, Sudan vilayetiyle birleştirildi ve gönderine İngiliz bayrağı çekildi.
O gün o bayrak değişimi, sadece siyasi bir devir teslim değildi. Bölge halkı için "özgürlüğün" yitirilmesiydi. İngiliz yönetiminin soğuk ve sömürücü yüzüyle tanışan Sudanlılar, Osmanlı dönemindeki o insani iklimi, o manevi huzuru mumla arar oldu.
Tarihçiler yazar, şahitler anlatır: Bölge halkı, İngiliz postalları altında ezilirken bile yüreklerinde tek bir umut taşıdı: "Türkler bir gün geri gelecek."
Bu, sadece bir nostalji değil; bir kurtuluş reçetesi, bir "hamiyet" beklentisiydi. Nesiller boyu dededen toruna aktarılan o derin sevgi, aslında "Bizi bu kurtlar sofrasında yalnız bırakmayın" diyen sessiz bir çığlıktı.
Beklenen Gelmedi, Gelen Yakıp Yıktı
Ne acıdır ki, 1899’da Sevâkin rıhtımında ufka bakıp yardım bekleyen o dedelerin torunları, bugün Hartum sokaklarında canlı canlı ateşe veriliyor.
O gün Osmanlı’nın "adalet sancağını" bekleyenler, bugün uluslararası toplumun "merhamet kırıntısını" bekliyor. Ama dünya, 1899’daki emperyalist hesapların soğukluğunu aratmayacak bir duyarsızlıkla Sudan’ı izliyor. 2.9 milyon insan Çad’a, Etiyopya’ya kaçarken, dünya başını öte tarafa çeviriyor.
Sudan halkı, tarihsel hafızasında Türklere duyduğu o derin sevgi ve "bir gün gelecekler" umuduyla yaşadı. Bugün ise o umudun yerini, yanan şehirlerin dumanı ve mülteci kamplarındaki çocukların sessiz ölümü aldı.
1899’da Sevâkin’de başlayan o hüzünlü ayrılık, 2024’te Hartum’da bir soykırıma dönüştü. Ve görünen o ki; Sudan yine yalnız, Sudan yine beklemede, Sudan yine yanıyor.
Bayram UZUNOĞLU
Yorumlar
Kalan Karakter: