Son aylardır, sadece Gazze değil, tüm dünyanın vicdanı bombalar altında. Ekrana yansıyan her bir görüntü, her bir masum bebeğin açlıktan solan yüzü, bizlerin de ruhunda kalıcı bir sarsıntıya neden oluyor. Artık ayna karşısında gördüğümüz kişi, "normal" hayatına devam edebilen eski biz değiliz. Denge bozuldu, çünkü vicdanımızın pusulası, bu kadar büyük bir acıya kayıtsız kalmayı reddediyor.Bizler, bu çaresizliği eyleme dönüştürmek için bir yol arıyoruz. İşte bu yüzden, 'Sumud' (Direniş) Filosu bir gemi değil, bir haykırış, bir umut oldu. Amacımız, sadece gıda taşımak değildi. Amacımız, ablukanın duvarlarını kendi bedenimizle zorlamak, "İnsanlık burada!" diye bağırmaktı.
Filoya katılamamış olsak da, eylem ruhumuz karada, kalplerimizde sürüyor.
Böylesine bir yıkım karşısında, bazıları için ölümü göze almak bir çare gibi görünebilir. "Haydi gel" dense, gözünü kırpmadan gitme arzusu, insaniyetin son kalesidir. Ancak bizim asıl savaşımız, ölüme karşı yaşamı savunmaktır.
Şimdi, Filistin'deki annelerin, bebeklerin ve masumların ihtiyacı olan şey, bizim fedakârlığımız değil, kararlılığımızdır.
Boykot, basit bir alışveriş tercihi değil, cüzdanımızla verdiğimiz oydur. Bu yoldan dönmeyeceğimizi ve bu ekonomik baskıyı sürdüreceğimizi yüksek sesle ilan etmeliyiz. Bize "boykot bitti" diyenlere karşı duruşumuz: Vicdanın süresi dolmaz.
Sosyal medyada, mecliste, sokakta... Sesimizi kısan her güce karşı, gerçeği söylemekten çekinmemeliyiz. Açlıktan ölen bebeklerin fotoğrafı, en keskin silahtır.
Gözümüz karadan ayrılsa da, insani yardım kuruluşlarına olan desteğimizi kesintisiz sürdürmek, fiili olarak oradaymışız gibi sorumluluk almaktır.
Bu çağ, bireysel acımızı örgütlü dayanışmaya dönüştürme çağıdır. Bizim dengemiz bozulduysa, bu demektir ki, dünyayı sarsacak bir ses çıkarmaya hazırız.
Filistin'de her gün tanık olduğumuz manzara, sadece bir savaş değil, tüm insanlığın vicdanında açılan derin bir yaradır. O yıkıntılar altında can veren her çocuk, hepimizin çocuğu, hepimizin geleceğidir. Bu facianın faturası, sadece bombalarla değil, insanlığın sessizliğiyle de ödenmektedir.
Birleşmiş Milletler kürsüsünde sergilenen tavırlar ve boş bırakılan koltuklar, uluslararası sistemin mevcut krizdeki acziyetini ve ahlaki iflasını sembolize etmektedir. Ancak bizim gözümüzde asıl önemli olan, o koltukların fiziksel olarak boş olması değil, ahlaki otoritenin boşalmış olmasıdır.
Bizler, bu trajediyi bir intikam döngüsüne değil, adil bir hesap sorma sürecine dönüştürmekle yükümlüyüz. Faturayı ödetmenin yolu, hukukun ve vicdanın gücünü kullanmaktır:
Başta Uluslararası Ceza Mahkemesi olmak üzere, ilgili tüm hukuki merciler derhal harekete geçmeli, savaş suçu iddiaları en şeffaf şekilde soruşturulmalıdır. Sivilleri hedef alan eylemlerin sorumluları, uluslararası hukukun önüne çıkarılmalıdır.
Boykot ve tüketici bilinci, bizim en güçlü, silahsız direnişimizdir. Bu vicdani eylemi sürdürmek, bu acılardan beslenen ekonomilere ve kurumlara karşı net bir duruş sergilemektir. Kararlılığımızı sorgulayanlara vereceğimiz tek cevap: "Vicdanın süresi dolmaz."
Bizim gözümüzde "hesap," sadece adaletle kapanacak bir defterdir. Bu facianın faturası, sadece acil ateşkesle ve ablukanın kaldırılmasıyla değil, uzun vadeli barış, adalet ve her bir masumun hakkının teslim edilmesiyle ödenecektir.
Bu onurlu ve insani duruşu sürdürme kararlılığımızdan asla geri dönmeyeceğiz.
BAYRAM UZUNOĞLU
Yorumlar
Kalan Karakter: