Vicdan gemisi yola çıktı, hedefi Gazze’deki açlığı ve ablukayı yarmaktı. Sicilya'dan başlayan Küresel Sumud Filosunun barışçıl yolculuğu, Siyonist İsrail'in deniz haydutluğuyla bir kez daha kesintiye uğradı. Uluslararası sularda, Gazze'ye sadece 69 mil kala, 45 tekneye yapılan bu silahlı saldırı, 2010'daki Mavi Marmara katliamının ruhunun hâlâ diri olduğunu gösteren yeni bir utanç belgesidir.
Barışçıl aktivistler, akademisyenler ve siyasetçilerle dolu bu sivil filoya, savaş gemileri ve hücumbotlarla müdahale edilmesi, İsrail'in korkaklığını ve zalimliğini bir kez daha gözler önüne seriyor. En temel insanlık görevi olan yardım ulaştırma çabasının, haberleşme bağlantıları kesilerek, karanlık ve baskıcı yöntemlerle engellenmesi, İsrail'in dünyaya göstermekten kaçtığı gerçeği ortaya koyuyor: Bu bir güvenlik meselesi değil, insanlık dramını derinleştirme politikasıdır.
Fakat bu hadisenin dehşeti sadece bugünün olaylarıyla sınırlı değil. Aktivistlerin anlattıkları, zulmün tarihinin tekerrür ettiğini gösteriyor. Tıpkı daha önceki Mavi Marmara hadisesinde olduğu gibi, Sayın Bekir Develi'nin aktardığı o tüyler ürpertici anlar, insan onurunun nasıl bir paçavra gibi çiğnendiğini kanıtlıyor:
"Üzerimizde hiç elbise bırakmadılar, çıplak pozisyonlar aldırdılar... 4 saat güneşin altında ellerimiz kelepçeli bekletildik. Üç gün yemedik, içmedik, 'WC suyunu içebilirsiniz' dediler."
Bu tanıklıklar, sadece bir insani yardım konvoyuna yapılan saldırının değil, aynı zamanda sistematik işkencenin, aşağılamanın ve kötü muamelenin de kanıtıdır. Esir aktivistlerin Ketziot Cezaevi'nde yaşadıkları iddia edilen "Tuvalet suyu içmeye zorlanma" gibi muameleler, 2010'daki zulmün değişmediğini, hatta daha da kibirli ve acımasız bir hal aldığını gösteriyor.
Olayın bir diğer yüzü ise, milli vicdanımızı kanatan bir ihanet tablosudur. İddialara göre, teröristlerin içindeki "Eray" isminde bir askerin Türk aktivistleri görünce yüzünü kapatması, ancak diğer askerlerin ismiyle hitap etmesi, acı gerçeği su yüzüne çıkarıyor: Bu gençler, kendi ülkesine ve milletinin vicdanına sırt çevirerek, İsrail katliamına destek olmak için gitmişlerdir. Kendi vatandaşlarına bu zulmü reva gören bir ordunun parçası olmak, basit bir hata değil, en büyük vatan hainliği ve vicdan kararmasıdır. Bu utanç verici durum, ülkemizdeki gençlerin nasıl bir propaganda ağına düşürüldüğünü gösteren acı bir örnektir.
Şimdi en acil ve hayati meseleye geliyoruz: Hâlâ orada esir edilmiş vatandaşlarımız var!
Mavi Marmara'dan Sumud Filosuna kadar uzanan bu zulüm zinciri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ulusal onuruna yapılmış bir saldırıdır. Yüzlerce barış aktivisti alıkonulmuş, gemilere el konulmuştur. Uluslararası hukuk ayaklar altına alınmıştır.
Alıkonulan vatandaşlarımızın durumu acilen netleştirilmeli, en üst düzey diplomatik kanallarla baskı kurularak şartsız ve derhal serbest bırakılmaları sağlanmalıdır. Uluslararası Ceza Mahkemesi ve ilgili tüm kurumlar nezdinde, bu uluslararası sularda yapılan korsanlığa ve insanlık dışı muamelelere dair yeni davalar açılmalıdır Aktivistlerin anlattıkları, resmi raporlar haline getirilmeli ve dünya kamuoyuna sürekli sunularak İsrail'in suçları kalıcı olarak kayıt altına alınmalıdır.
Gazze'deki açlığı kırmak için yola çıkan sivil insanlara yapılan bu saldırı, İsrail'in sadece Gazze ablukasına değil, tüm insanlığın vicdanına ambargo koyma çabasıdır. Türkiye, bu utanç dolu tablo karşısında, bir an bile tereddüt etmeden, vatandaşlarının güvenliğini ve ulusal onurunu koruma görevini yerine getirmelidir. Sorgu başarılı
Küresel Sumud Filosu'na yapılan saldırı ve aktivistlere yönelik insanlık dışı muamelelerin şoku henüz tazeyken, insanlık onurunu savunan bir başka güçlü ses, Akdeniz'in sularına yayıldı. Uluslararası Özgürlük Filosu Koalisyonu, Gazze'deki ablukayı kırmak ve insani yardım ulaştırmak amacıyla 11 gemiyle yeniden yola çıktı. Bu girişim, zulme boyun eğmeyen küresel vicdanın, kararlılığın ve cesaretin yeni bir dalgasını temsil ediyor.
Yeni Filo, Aynı İnsanlık Görevi İtalya'nın Otranto limanından hareket eden ve Girit açıklarında ilerleyerek Mısır'ın İskenderiye kıyılarından Gazze'ye doğru yol alan bu yeni konvoy, önceki saldırılara rağmen insanlığın umudunu taşıyor.
Filo, 40'tan fazla ülkeden 100'e yakın aktivist, doktor, gazeteci ve milletvekilini taşıyor. Türkiye'den de üç milletvekilinin bu tarihi yolculukta yer aldığı bildiriliyor.
Gemilerde, Gazze halkının acil ihtiyacı olan tıbbi malzeme, bebek formülleri ve insani yardım bulunuyor.
Filo, Gazze kıyılarına 10 Ekim'de ulaşmayı hedefliyor. Şu anda Gazze'ye yaklaşık 200 deniz mili (yaklaşık 427 km) uzaklıkta bulunan filo, yakında İsrail ordusunun müdahalesi açısından "orta riskli" olarak nitelenen bir alana girmeye hazırlanıyor.
İnsani Yardım Vakfı (İHH) gibi organizasyonlar, filonun yolculuğunu canlı yayınlarla takip ederek dünya kamuoyunu bilgilendirmeye devam ediyor.
Bu yeni filo, birkaç gün önce saldırıya uğrayıp alıkonulan Küresel Sumud Filosu'nun kaldığı yerden görevi devraldığının da bir göstergesidir. Özgürlük Filosu Koalisyonu yetkilileri, İsrail'in bir saldırı durumunda dünya halklarını sokaklara dökeceklerini ve bu insanlık hareketinin önünde kimsenin duramayacağını açıkça ifade ediyor.
Bu yolculuk, sadece Gazze'ye yardım ulaştırma girişimi değil, aynı zamanda uluslararası hukuku ihlal eden ve ablukayı sürdüren zalim bir güce karşı sivil itaatsizlik ve barışçıl direnişin sembolüdür. Türkiye'den yola çıkan vicdanın sesi ve uluslararası aktivistlerin cesareti, Gazze'deki soykırıma ve ablukaya karşı en güçlü itiraz olmaya devam ediyor.
Tüm dünya, İsrail'in bu barışçıl konvoya karşı nasıl bir tavır sergileyeceğini yakından izliyor. İnsanlık, Gazze'ye yönelik bu ablukanın delinmesini ve uluslararası toplumun, seyrüsefer serbestisini güvence altına almasını talep ediyor.
BAYRAM UZUNOĞLU
Yorumlar
Kalan Karakter: