Bir ulusun başına gök yıkılsa, yere dimdik basıyorsa, işte orada millet vardır. Ve milletin göğsünden doğan güneşin adıdır: Cumhuriyet.
Söyleyin, hangi dağdan geçerken vazgeçti Türk evladı? Hangi vadi, hangi esaret, hangi kurşun onu yıldırdı?
İşte bu yüzden 29 Ekim yalnız bir takvim sayısı değildir. Bu tarih, bir milletin ölümü göze alarak dirilişe yürüdüğü gündür.
KÜLLERDEN DOĞAN ANKA: CUMHURİYETİN İLK NEFESİ
Osmanlı'nın omzuna çöken yorgunluk, Anadolu'nun her yanına işgal postallarıyla dağılırken; yitik bir ulus değil, haysiyetine sarılmış bir millet vardı.
Mustafa Kemal, Sarı Paşa, Gazi... O yalnız bir komutan değil; milletin içine düşen yıldırımı ateşe çevirmiş bir akıl, bir iradeydi.
“Ya İstiklal Ya Ölüm” derken, kulağında sadece cephelerin gürültüsü yoktu; bir milletin şerefini ayaklar altından çekip, baş tacı etme inancı vardı.
Sakarya’da, Dumlupınar’da, Kocatepe’de süngülerin ucunda yalnız düşman değil; karanlıkla da savaş vardı.
Kağnısıyla mermi taşıyan kadın, sırtında çocuğuyla cepheye yürüyen ana, çarığını yemiş asker...
Bunlar tarih değil; Cumhuriyet’in harcıdır.
YENİDEN DOĞUŞ: HALKIN İKTİDARLA BULUŞMASI
Cumhuriyet yalnızca bir yönetim biçimi midir? Hayır! O, kul ile yurttaş arasındaki uçurumu kapatan köprüdür.
Saraylardan, tahtlardan değil; milletin bağrından çıkmıştır.
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” cümlesi, bir devrim değil; bin yıllık suskunluğun çığlığıdır.
Kadınlarımız...
Seçme ve seçilme hakkını, Batı’dan önce kazandı bu topraklarda.
Bir medeniyetin ölçüsü, onun kadınlara verdiği değerdir derler ya, işte Cumhuriyet, Türk kadınına aynadaki hür yüzünü gösterdi.
Cehaletle savaş, okuma seferberliği, Halkevleri, Köy Enstitüleri…
Bunlar birer reform değil; milletin ayağa kalkma iradesidir.
Cumhuriyet, okuma yazmayı öğretmekle kalmadı; düşünmeyi de öğretti.
CUMHURİYET SADECE BİR GEÇMİŞ DEĞİL, BİR İDDİADIR
Bugün geldiğimiz noktada Cumhuriyet, yalnız bir anma değil, bir mücadele biçimidir.
Bölücülük, yıkım, terör, fitne… Hepsi Cumhuriyet’in harcını çatlatmaya çalışsa da, bu millet harcıyla yoğrulmuş bir dağdır.
Ne Batı’nın projeleri, ne doğudan esen zehirli rüzgârlar…
Hiçbiri bu milleti, kendi yazgısını eline almaktan vazgeçiremeyecek.
Gazi Paşa, “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir” demişti.
Bu cümle sadece bir söz değil, milletin şah damarıdır.
Bugün hâlâ sesini çıkaramayan, yok sayılan, ötelenen her yurttaş için Cumhuriyet, bir çınar gölgesidir.
SONUÇ: BAYRAĞIN ALTINDA DOĞAN HER SABAH, CUMHURİYETİN İLANIDIR
Yüz yıl oldu...
Dile kolay.
Bir asırlık yeminle duruyoruz ayakta.
Fakat şunu unutmayalım: Cumhuriyet’in ömrü ilan edildiği günle sınırlı değildir. O, her nesilde yeniden kurulur.
Gençliğe emanet edilen bu yönetim, emanet değil, bir kefarettir.
Bedeli kanla ödenmiş bir ülkenin, başı dik çocukları olmak kolay değildir.
Ama mümkündür.
Ve biz bu mümkünlüğü, her 29 Ekim’de bir kez daha yüreğimize nakşederiz.
Bu yazıyı okuyan herkes bilsin ki;
Cumhuriyet, bir zamanlar göğsümüzden çıkan bir şimşekti…
Bugünse, her göğüste atan bir yürek gibi, sönmeden çarpıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: