Uzun yıllardır Türkiye’nin gündeminden eksik olmayan terör, bugünlerde tarihe karışma aşamasında. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 2024 sonbaharında ortaya koyduğu “Terörsüz Türkiye” çağrısı, aylar sonra örgütün silahlarını bırakmasına yol açtı. Süleymaniye’de yakılan silahlar, neyi değiştirdi, neyin önünü açtı, halka ne söylüyor? Meselenin özü burada saklı.
Yorgun Bir Ülke
Bu topraklarda terör yalnızca asker ya da polis kaybı demek olmadı. Anadolu’nun en uzak köyüne dek korku, huzursuzluk, yoksunluk, göç demek oldu. Gençler işsiz kaldı, tarla boş, okul harabe. Doğu Anadolu’dan Ege’ye, Karadeniz’den Akdeniz’e kimse kendini bütünüyle rahat hissedemedi.
Kimi dönem “barış süreci” dendi, kimi zaman “çözüm masası” kuruldu. Her seferinde umutlar yükseldi, ardından hayal kırıklıkları geldi. Dış güçlerin oyunu mu, içte samimiyetsizlik mi? Herkesin kafası karışık kaldı.
Suriye Çıkmazı ve Dış Çevreler
2011’de Suriye’de yangın başladı, bu ateş sınırı aştı. PKK ve uzantısı YPG, oradaki boşluğu fırsata çevirdi. Dışarıdan gelen silahlar, dolarlar, “özgürlük” adı altında bölgeyi daha da karıştırdı. ABD, teröre karşıymış gibi göründü ama bir yandan da terör örgütlerine göz kırptı. Kimi zaman doğrudan, kimi zaman dolaylı yollarla.
IŞİD bahanesiyle bölgeye girenler, bir terör örgütünü bir başka terör örgütüyle dengelemeye çalıştı. Bu sahte denge, Türkiye’nin güvenliği için sürekli tehlike anlamına geldi. Sınır ötesi harekâtlar, kırılan ilişkiler, gerilen dengeler… Sonuçta yine en büyük bedeli bölgenin insanı ödedi.
Bugün Gelinen Yer
PKK’nın silah bırakması bir son değil. Kimse hemen bir bayram havasına kapılmasın. Silahı bırakan örgütlerin geçmişte ne yaptığı ortada. Kimi zaman başka isimle, kimi zaman farklı yöntemlerle yeniden ortaya çıkabildiler.
Ama bu kez halkın sabrı, devletin kararlılığı, yurttaşın duyarlığı öne çıktı. Artık ne dağa adam çıkıyor, ne köylerde eski korkular var. Gencin umudu artarsa, toprağın bereketi dönmeye başlarsa, terörün kökü kendi kendine kurur. Devletin görevi de budur: Yalnızca silahla değil, adaletle, iş ve aşla, toplumsal barışla bu sorunu kökünden çözmek.
Siyaset ve Toplumsal Barış
Sürecin asıl sınavı bundan sonra başlıyor. Kardeşlik ve ortak yaşama kültürü öne çıkmazsa, eski yaralar tekrar kanar. Siyasi hesaplarla, kısa vadeli çıkarlarla değil; toplumun ortak iyiliği için adım atılmalı. DEM Partisi gibi Kürt kökenli yurttaşların da yer aldığı siyasi yapılar, terörden uzak durup gerçek anlamda Türkiye’nin parçası olmalı.
Eskiden “barış isteyenler” yaftalanır, “devletçi” olanlar küçümsenirdi. Şimdi ortada gerçek bir olanak var. Şehitlerin, gazilerin, anaların, babaların hakkı için bu şansı harcamamak gerek.
Türkiye terör belasından kurtulmak üzere. Bundan sonrası, ortak yaşama iradesiyle, toplumsal dayanışmayla şekillenecek. Tek başına bir kişinin ya da bir partinin başarısı olarak görmek doğru olmaz. Herkesin elini taşın altına koyduğu bir dönemdeyiz. İster doğuda, ister batıda, ister köyde, ister kentte; huzur ancak birlikte olur.
Yani mesele şu: Kimse eski korkulara, önyargılara sarılmasın. Bu toprakların gerçekliği, ayrışmak değil, bir arada yaşamakta. Eğer bugün “Terörsüz Türkiye” konuşuluyorsa, bu hem acının hem umudun toplamıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: