Bir markette raflara bakarken, elimizi uzatmadan önce durup düşündüğümüz oluyor. Karşımızdaki yalnızca bir ürün değil; çoğu zaman geçmişte kurduğumuz bir hayalin solmuş bir parçası gibi. Bir zamanlar kolayca doldurduğumuz fileler, artık birkaç temel gıdadan öteye geçemiyor. Sepetin içinde ekmek var, süt var, peynir var. Ama umut yok. Asıl eksilen şey bu.
Bir zamanların planları
Gençler bir dönem hesap yapar, geleceğe dair plan kurardı. ‘Şu yaşta ev, şu yaşta araba, belki ileride bir yazlık…’ Bu cümlelerin içinde umut vardı, bir gelecek tasavvuru vardı. Bugünse o hayaller, ürün etiketlerinin altında sıkışıp kaldı. Zamlarla küçülen peynir kalıplarında, gramla satılan kıymalarda, artık alınmayan kahvelerde yaşıyor. Çocuğun bisiklet özlemiyle annenin mutfak alışverişi aynı sepete sığıyor ama kasadan birlikte geçemiyor.
Ev, araba, tatil… Artık birer lüks
Ev sahibi olmak, çoğu insan için artık bir başarı hikâyesi değil; neredeyse masal anlatısı. Asgari ücretli için ev almak değil, kira ödemeden yaşamak bile bir mucizeye dönüştü. Evlenmek, çocuk büyütmek, tatile çıkmak… Hayatın olağan akışına ait kavramlar, giderek ayrıcalıklı sınıflara ait bir lüks hâline geliyor. İhtiyaçlarımız taksitlendirilirken, duygularımız da ekonomik kaygılara esir oluyor. Bebek sevinci, mama ve bez fiyatları arasında sıkışıyor; insanlar sevinçlerini bile doya doya yaşayamıyor.
Alışkanlık hâline gelen yoksullaşma
En acı olan ise bütün bunlara alışmamız. Akaryakıt zamlarını göz ucuyla geçiştiriyoruz. Raflarda gördüğümüz yüzde yirmilik artış bize artık şaşırtıcı gelmiyor. Her şeyin olağan olduğuna inandırılmış gibiyiz. İçimizden bir ses, ‘Daha kötüsü de olabilir’ diyerek mevcut duruma razı olmamızı fısıldıyor. Oysa insanı ayakta tutan yalnızca karnının doyması değil; umutlarının da canlı kalmasıdır.
Etiketin anlattığı gerçek
Bugün fiyat etiketleri sadece rakam göstermiyor. Aynı zamanda nelerden vazgeçtiğimizi de anlatıyor. Bir paketin üstündeki sayı, o ay sinemaya gitmemek, bir dostla çay içmemek, çocuğa kitap almamak anlamına gelebiliyor. Sadece paranın değil, hayallerin de eridiği bir dönemden geçiyoruz. Bir ülkenin refahı yalnızca ekonomik verilerle ölçülmez. Halkının hayal kurabilme gücü de en az rakamlar kadar önemlidir. Eğer hayaller etiketlerin altında eziliyorsa, zarar gören sadece ekonomi değil, toplumun ruhudur.
Bir ülkenin çocukları oyuncak raflarına sadece bakıyorsa, gençleri bir kafede oturmayı lüks görüyorsa, yaşlıları torununa harçlık veremiyorsa, ortada ciddi bir sorun vardır. Biz ‘hayat devam ediyor’ desek de, aslında sadece zaman akıp gidiyor. Hayat, hayal kurabilen insanlar içindir. Bugün raflarda gördüğümüz etiketler, yalnızca fiyatı değil; toplumun kaybolan hayallerini de gösteriyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: