Toplumda dilden dile dolaşan bazı sözler vardır. Masum bir deyim gibi görünür ama aslında içinde bir zihniyet saklar. İşte onlardan biri:
“Kıyamet hacıdan hocadan kopacakmış…”
Bu söz, dikkatle bakıldığında yalnızca bir espri ya da laf arasında edilmiş bir söylem değildir. Altında hem bir önyargı hem de bir niyet barındırır. Çünkü burada hedeflenen şey, bir hacının veya hocanın şahsi hatasını dile getirmek değil; doğrudan İslam’a ve Müslümanlara duyulan güvensizliği yaymaktır.
Dindarın Hatası Neden Daha Büyük Görülür?
Bir Müslüman, namaz kılabilir, hacca gidebilir, Kur’an öğrenebilir ve öğretebilir. Ama o da insandır, hatadan beri değildir. İnsan olmak demek, kusurlu olmak demektir. Buna rağmen ne oluyor?
Toplumda, dindar bir insanın en ufak hatası bile büyütülüyor.
“Bak görüyor musun, hem hoca hem şu işi yapıyor!”
“Namaz kılıyor ama hâline bak…”
“Hacca gitmiş, hâlâ huyu değişmemiş…”
Oysa seküler bir insan aynı yanlışı yaptığında neredeyse hiç kimse ses çıkarmıyor. Bu çifte standart, aslında bize şunu gösteriyor: Mesele hata değil, dine ve dindara karşı bir önyargı üretmek.
Birinin Günahını Dine Fatura Etmek Adalet mi?
Bediüzzaman Said Nursî, bu konuda şu çarpıcı cümleyi kuruyor:
“Bir zâtta ilim, adem-i hilim ile iktiranı cihetiyle, adem-i hilimden neş’et eden kabahatı ile ilmi mahkûm etmek ne derece eblehliktir.”
(Münazarat, s. 92)
Yani bir hoca ilim sahibidir ama huyu sert olabilir. O zaman yapılması gereken şey, onun şahsi sertliğini eleştirmektir. İlmi ve temsil ettiği dini küçümsemek değil.
Bugün ise çoğu zaman tam tersi oluyor. Bir hoca veya hacı hata yapınca insanlar dine saldırıyor. Bu, adalet değil, cehalettir.
Tarihten Günümüze: Din Adamını Küçültme Çabası
Dindar insanı küçümseme alışkanlığı yeni değil. Tarihte de benzer örnekler vardır.
-
Fransız Devrimi’nde kilise ve din adamları hedef alınmış, “özgürlük” adına dini değerler yerle bir edilmiştir.
-
Bizde Tanzimat’tan sonra “hoca” kavramı aşağılanmış, medrese ehli gericilikle suçlanmıştır.
Bugün hâlâ devam eden bu zihniyet, “Kıyamet hacıdan hocadan kopacak” sözüyle gündelik dile yerleşmiştir. Böylece halkın dini değerlere güveni zayıflatılmak istenmektedir.
Peki Kıyamet Gerçekte Kimin Üzerine Kopacak?
Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor:
“Kıyamet, Allah Allah diyen kimse kalmayıncaya kadar kopmaz.” (Müslim, Fiten 52)
Yani kıyamet, iman edenlerin değil, imanı terk edenlerin üzerine kopacaktır.
Bu hadisi bilen bir Müslüman için “hacıdan hocadan kopacak” sözü yalnızca temelsiz değil, aynı zamanda tehlikelidir. Çünkü bu söz, dini küçümsemeye ve imanı alaya almaya kadar varabilir.
Sözün Vebali Ağırdır
Bu tür ifadeler masum bir şaka değildir.
-
Eğer biri bu sözü kasıtsız söylüyorsa, günah işlemiş olur.
-
Eğer biri bilerek, İslam’ı ve İslam’ı temsil edenleri küçümsemek amacıyla söylüyorsa, imanını bile tehlikeye atabilir.
Çünkü bu söz, sadece bireyi değil, onun temsil ettiği kutsalı hedef alır. Bu yüzden alimler bu tür sözlerin “elfaz-ı küfür” yani küfre götüren sözler arasında olduğunu belirtmiştir.
Bugün dindar insanlara yöneltilen eleştirilerin çoğu, bireysel bir kusuru aşarak dine uzanıyor. “Hacı da şöyle, hoca da böyle” denilerek toplumda şu algı yerleştirilmek isteniyor:
“Dine güvenme. Dindarların hepsi iki yüzlü. İslam bir fayda getirmez.”
Bu algı yayıldıkça gençler dinden soğuyor, dini temsil eden kişilere güven azalıyor. Sonunda sahte hocalar ve gösterişçi dindarlar sahneye çıkıyor, samimi olanlar geri çekiliyor. İşte asıl kıyamet budur.
Hacılık ve hocalık birer makam değil, birer gayrettir. Hata yapan olabilir, ama bu hatadan dolayı din küçümsenemez. Çünkü kötülük kişiseldir, din evrenseldir.
“Kıyamet hacıdan hocadan kopacak” diyenler aslında dine çamur atmakta, hakikati küçümsemektedir. Ama bilmedikleri bir şey var:
Hakikati küçümseyen, sonunda kendi vicdanının karanlığında kaybolur.
Kıyamet ne hacıdan ne hocadan kopar.
Kıyamet, Allah’ın nuruna sırt çevirenlerden kopar.
Yorumlar
Kalan Karakter: