“Ben kimim?” sorusunu kendinize en son ne zaman sordunuz?
Hani öyle CV’ye yazılan yanıtları kastetmiyorum…
Gerçekten içten, sessiz bir anınızda, kendinize ayna tuttunuz mu hiç?
Çünkü ne zaman kendimize dürüstçe bakabilsek, orada bir yerde duran ama sesi kısık bir cesareti fark ederiz. O cesaret, çoğu zaman kendimize güvenme cesaretidir.
Kendine güven dediğimiz şey, aslında içten içe “Ben varım ve elimden geleni yapabilirim” diyebilmek.
Ne bir bağırma ihtiyacı, ne de bir gösteriş hali. Daha çok, yolda yürürken omuzları dik tutmak gibi. Küçük ama etkili. İçinde korku da olabilir, endişe de. Ama yine de denemekten vazgeçmemek…
İşte öz güven böyle bir şey.
Çocukken düşen bardağa üzülürüz ama annemiz “Bir şey olmaz” derse devam edebiliriz oyuna. Eğer her düşüşte azar işittiysek, zamanla cam bardaktan bile korkar hale geliriz. Belki de birçok yetişkin, hâlâ o çocukluk kırıklarını toplamaya çalışıyor. Ama güzel tarafı şu ki, bu güven duygusu sadece çocukken şekillenip kalmıyor. Her yaşta yeniden inşa edilebiliyor. Üstelik öyle büyük taşlar gerekmiyor bu yapı için… Küçük adımlar, samimi fark edişler yeterli oluyor.
Benim çok sevdiğim bir söz var: “Korku kapıyı çaldı, cesaret açtı. Kimse yoktu.” Aslında çoğu zaman korkularımız da bizim uydurduğumuz gölgelerden ibaret. “Yapamam” dediğimiz işin ucunda bazen sadece bilmediğimiz bir yol, belki de birkaç denemelik hata var. Ama korkular büyüyor, çünkü içimizdeki sesi hep susturuyoruz. Oysa ki küçük bir başarı bile ne büyük bir güven sağlar insana.
Bazen yalnızca sabah yatağından kalkıp “Bugün deneyeceğim” diyebilmek bile, o içsel sesi yeniden uyandırmaya yeter.
Öz güven dediğimiz şey iş hayatında da çok fark ettiriyor. Bir düşünün…
Patronunuzdan bir fikir savunmanız istendiğinde sesiniz titriyor mu? Yoksa kendinizden emin şekilde “Ben böyle düşünüyorum” diyebiliyor musunuz? İşte o anlar, kendinize verdiğiniz değerin dışa yansıdığı yerler. Ama bu bir yetenek değil; öğrenilen bir şey. Herkese açık bir yol.
Tabii ki bazen aynaya baktığınızda eksikleri de görüyorsunuz. Ama asıl mesele, gördüğünüz o eksiklere rağmen kendinizi sevebilmekte. Kusurlarla barışık olabilmek, belki de gerçek cesaretin ta kendisi.
Hatalar hep olacak. Ama hata yapmaktan korkarak geçen bir ömür, öğrenmeden harcanan bir ömürdür.
İşin özü şu: Kendine güvenen biri, hayır demeyi bilir. Susması gereken yerde susar ama konuşması gereken yerde de susmaz. Başkalarına değil, kendi iç pusulasına kulak verir. Ve en önemlisi, kendisini başka biriyle kıyaslamaz. Çünkü bilir ki herkesin yolu başka, herkesin yürüyüşü kendine göre.
Bu yüzden, ne zaman kendinize şüpheyle baksanız, kendinize şu soruyu sorun: “Bugün kendim için ne yaptım?” Belki küçük bir adım, belki sadece iç sesinize kulak verip “Aferin bana” demek bile kocaman bir fark yaratır.
Unutmayın, cesaret bazen bir maraton koşmak değil, sadece ilk adımı atmaktır. Belki de o adımı atma zamanı… tam da bugündür.
Sizce, kendi yolunda yürüyen biri olmaya başlamak için başka neyi bekliyoruz?
Yorumlar
Kalan Karakter: