Bazı tarihler vardır; sayfada durmaz, kalbe iner. Bazı zaferler vardır; sadece düşmanı yenmekle kalmaz, bir milletin varlığını da haykırır. 30 Ağustos böyle bir gündür. Hatırlayana güç verir, unutanı zayıflatır.
Bu millet, nice acılar görmüş, nice oyunlara maruz kalmış; ama her seferinde küllerinden doğmuştur.
1922’de, Dumlupınar’da düşmana vurulan darbe yalnızca bir askeri başarı değil; bin yıllık Türk yurdunun tapusunu yeniden kazanmaktı.
Yedi düvelin “bitti” dediği, “tarihten silindi” diye düşündüğü bir millet, işte o gün ayağa kalktı. Ayağa kalkmak da öyle kolay olmadı. Ne tankımız vardı, ne tüfeğimiz; ama inancımız vardı. Ne toprağımız tamdı, ne ordumuz; ama bir milletin azmi vardı. Mustafa Kemal Paşa önderliğinde bu millet, kadınıyla erkeğiyle, çocuğuyla yaşlısıyla tek yürek oldu.
Unutmamak gerekir: 30 Ağustos, yalnızca askerî bir zafer değil, bir milletin yeniden dirilişidir. Çünkü Türk, esir yaşamaz. Türk, diz çökmez. Türk, binbir yokluk içinde bile alnını kırıştırmadan yürür. İşte o yürüyüş, 26 Ağustos’ta başladı, 30 Ağustos’ta zafere ulaştı. Ardından da düşman denize döküldü.
Peki bugün biz ne yapıyoruz?
30 Ağustos geliyor, ekranlarda birkaç tören görüntüsü... Sözde birkaç kutlama... Ama ya o ruh? O azim, o kararlılık, o haysiyet duygusu nerede?
Bazıları için bu gün sadece bir “tatil” belki. Ama bizim için, bu vatanı bize bırakanların son sözü, en net hatırlatmasıdır. Kim unutursa bilsin ki, unutmak kendi yarasını derinleştirir. Çünkü geçmişini unutan, geleceğine yön veremez. Zaferi unutan, esarete alışır.
O yüzden biz diyoruz ki: Ey Türk genci, 30 Ağustos senin omzundaki yüktür. Tatil günü değil, sorumluluk günüdür.
Dedelerimizin, ninelerimizin yoksulluk içinde, canını ortaya koyarak yazdığı bu destanı sadece hatırlamakla kalmayacaksın; yaşatacaksın.
Yarın birileri “yurt” dediğinde senin aklına önce bu toprak gelecek. Birileri “özgürlük” dediğinde senin gözünün önüne Dumlupınar gelecek. “Bağımsızlık” dendiğinde, senin yüreğin 30 Ağustos gibi çarpacak.
Milletlerin asıl gücü para değildir. Ne silahı, ne sanayisi... Asıl güç: Bir ülkü etrafında birleşebilme kabiliyetidir.
Biz bu ülküyü 30 Ağustos’ta gösterdik. Toprağımız vardı ama vatan yapmamız gerekirdi. Ve yaptık.
Bugün görevimiz, bu ruhu diri tutmaktır. Her türlü ayrışmayı bir kenara bırakıp, bayrak altında kenetlenmektir. Gençlerimize bu ruhu aşılamazsak; sadece zaferi değil, geleceği de kaybederiz.
30 Ağustos, bize bırakılmış bir emanet değil; ateşle yazılmış bir vasiyettir.
Gözümüz gibi korumamız gereken bir hakikattir. Bayrağı gökte tutmak, ezanı susturmamak, vatana göz dikenin gözünü oymak bizim görevimizdir.
Unutma ki bu vatan, öyle masada kazanılmadı. Düşmanla tokalaşarak alınmadı. Şehit kanıyla, süngüyle, kararlılıkla alındı. Ve şimdi görev sırası bizde.
Hatırladın mı? Peki ya hatırlamayanlara ne demeli?
Hatırlamayanın yarası derindir, sızısı büyür, kaybı ağır olur.
Yorumlar
Kalan Karakter: