Tarih bir milletin hafızasıdır.
Her millet, geçmişinden aldığı ilhamla geleceğe yön verir.
Biz Türkler için bu hafıza, yalnızca zaferlerle dolu bir sayfalar dizisi değildir;
aynı zamanda bir ülkünün, bir ruhun ve bir inancın taşındığı mukaddes bir yolculuktur.
Bugün, İstanbul’un Fethi’nin 572. yıl dönümünde,
atalarımızın taşıdığı o yüce ruhu bir kez daha anmak,
hatırlamak ve anlamak boynumuzun borcudur.
Fatih Sultan Mehmet Han, yalnızca bir komutan değil,
Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş bir ülkünün taşıyıcısıydı.
“Konstantiniyye elbet fetholunacaktır.
Onu fetheden komutan ne güzel komutan,
onun askerleri ne güzel askerdir” müjdesi,
yalnızca bir şehir düşü değil, bir inancın ta kendisiydi.
O fetih, sıradan bir toprak kazanımı değil,
İlâyı Kelimetullah yolunda bir nişaneydi.
Türk-İslâm ülküsünün ete kemiğe büründüğü,
Nezâm-ı Âlem ülküsünün mazlum milletlere umut olduğu gündü.
572 yıl önce Bizans’ın surlarına dayanan toplar,
yalnızca taş yıkmadı;
karanlığa sıkılmış birer ışık mermisiydi.
İstanbul’un fethiyle birlikte,
Müslüman âlemi için yeni bir çağ açıldı.
O çağ, bilimle, adaletle, inançla yoğrulmuş bir cihan devletinin doğumuydu.
Türk milleti, yalnızca bir ordu değil;
adaletin, dirliğin ve yüksek ahlâkın temsilcisiydi artık.
O gün atılan adımın yankısı,
bugün hâlâ sürüyor.
Fakat sormak gerek:
O ruh, bugün içimizde yaşıyor mu?
Atalarımızın taşıdığı inanç, gaye, ülkü ve vakarın izinden gidebiliyor muyuz?
Bugünün dünyasında,
Türk milleti olarak kendi içimize dönüp,
öz benliğimizi hatırlamak zorundayız.
Çünkü o ruh, sadece geçmişte kalmış bir destan değildir;
yaşatılması gereken bir hakikattir.
İstanbul’un fethi, sadece bir şehrin alınışı değil;
Türk-İslâm mefkûresinin,
yeryüzünde adaleti sağlama ülküsünün ete kemiğe büründüğü andır.
Bu ülkü, yalnızca bir çağda kalamaz.
Her nesil, bu yüce davayı omuzlamalı,
her birey kendi payına düşen sorumluluğu idrak etmelidir.
Çünkü İstanbul, yalnızca bir şehir değil, bir simgedir.
Bir ruhun, bir inancın, bir yürüyüşün adıdır.
572 yıl sonra bugün,
İstanbul semalarında ezan okunuyorsa,
Ayasofya minarelerinden tekbir yükseliyorsa,
bu, atalarımızın kanlarıyla yazdığı tarih sayesinde mümkündür.
Ne mutlu o ruhu taşıyana,
ne mutlu o yola baş koyana.
Tarih, unutana değil;
hatırlayana ve iz sürüp ileri taşıyana şahitlik eder.
Şimdi, bu büyük fethin yıl dönümünde,
yeniden o kutlu ruhla dirilme vaktidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: