Bazen düşünüyorum:
Bu hayatta bizden önce ne gelmeli? Meslek mi? Davamız mı? Makamımız mı?
Yoksa önce… 'insan' olmak mı?
Herkes iyi insan olmak ister de, nedense bu 'iyi insan'ın neye benzediğini tarif etmeye yanaşmaz. Belki de kolayına gelmez; çünkü içine baktığında o tarifin uzağında kaldığını fark etmek acıtır insanı. Kim bilir, belki de bu yüzden, 'iyi insan kimdir?' sorusu cevapsız bırakılır hep.
Ama sence de şöyle değil mi: İnsanlık dediğimiz şey, ne sahip olduklarımızla ölçülüyor, ne de yüksek sesle savunduğumuz fikirlerle.
Belki de insanlık, en çok neyi terk edebildiğimizle sınanıyor olabilir mi?
Son zamanlarda çevreme baktıkça bir şeyi daha çok fark eder oldum. Herkes bir yere yetişme, bir şey olma, birilerini geçme derdinde. Sanki içimizdeki "olma" telaşı, “kim olduğumuzu” unutturmuş gibi.
Kendimizi tanımadan ideallere sarılmak...
İçini doldurmadan sloganlara koşmak...
Ne dersin, bu da biraz ters değil mi?
“Vatan, millet, bayrak” diyoruz. Doğru, bunlar onsuz olunamayacak değerler. Ama bir yandan da evde kendi çocuğunun gözlerinin içine bakmıyorsan, Akraba ve komşunun hâlini merak etmiyorsan, sokakta yere düşen yaşlıyı görmezden geliyorsan... O bayrak kimin için dalgalanıyor o zaman?
Ya da düşün, "dava adamıyım" diyen birinin kalbi kırıklarla doluysa, neye yarar?
“Dindarım” deyip merhameti unutanın hali ne olacak? Herkes doğru yolda ama yollar bomboş…
Belki de hepimiz birer tabelayız, içi boş.
İnsanı insan yapan şey nedir? Çok mu karmaşık aslında?
Belki bir tebessüm, bir selâm, bir adım geri atabilme iradesi…
Kazanmak değil de, bazen vazgeçmek...
Zor anında bile sabırlı kalabilmek...
Ama bu vasıflar ne yazık ki “kariyer planı” gibi düşünülmüyor artık.
Kimse “daha sabırlı olayım” diye kursa gitmiyor mesela. Hâlbuki belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz “vasıf” bu. Güleryüzlü biriyle karşılaştığımızda “ne güzel insan” diyoruz. Demek ki biliyoruz aslında insanın nasıl biri olduğunu, ama yaşamaya gelince unutuyoruz.
Bir büyüğüm şöyle derdi:
“Önce adam ol, sonra doktor olursun, mühendis olursun, hatta vali bile olursun.”
Ama “adam” olamayanların, hangi sıfata kavuşursa kavuşsun, eksik kaldığı bir şey var: İnsanlık.
Peki sen ne dersin? İnsan olmak hâlâ “ilk adım” mı? Yoksa artık sadece hayat koşturmacasında unuttuğumuz eski bir değer mi?
Belki de bu yüzden önce aynaya bakmalı. Kim olduğumuzu, neye dönüştüğümüzü hatırlamak için.
Sonra dönüp sormalı kendimize: “Ben neyin peşindeyim? Ve bu yol beni gerçekten insan olmaya götürüyor mu?”
Sözün özü:
İnsanlık, ulaşılacak bir unvan değil. Her gün yeniden kazanılan bir nitelik.
Ve belki de, “iyi insan kimdir?” sorusunun tek bir cevabı yok. Ama cevaba giden yolların hepsi, sevgiyle, merhametle, adaletle örülmüş yollar.
Sağlıcakla ve sevgiyle kalın...
Yorumlar
Kalan Karakter: