Bir zamanlar çocuklar her sabah “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye başlardı güne.
O sözler, sadece bir and değil; bir aidiyetin, bir inancın, bir direncin sembolüydü.
Bugünse aynı cümleyi yüksek sesle söylemek, bazı kulaklara “ırkçılık” gibi geliyor.
Ne oldu da kendi kimliğini söylemek, birilerini rahatsız eden bir cesaret ifadesine dönüştü?
Bu ülkenin adını taşıyan bir kimliği söylemek neden suç gibi hissettiriliyor artık?
Ne zamandan beri Türk kelimesi, bir milleti kapsayan ortak çatı olmaktan çıkarılıp, dar bir kimliğin içine hapsedildi? Ne zamandan beri kendi adımızı anarken bile “yanlış anlaşılır mıyım?” diye düşünür olduk?
Kendi kökünden utanmak, en ağır esarettir
Bir milletin başına gelebilecek en büyük felaket, kendi adını söylemekten utanmasıdır.
Bir toplum, köklerini inkâr ettiğinde yönünü kaybeder.
Türk milleti yüzyıllar boyunca adaletiyle, merhametiyle, mücadelesiyle anıldı.
Savaş meydanında düşmana bile su veren bir medeniyetin torunlarıyız biz.
Ama bugün, ekran karşısında “Türk’üm” dediğinde linç edilen, sosyal medyada “milliyetçi” etiketiyle ötekileştirilen bir toplumsal iklime sürüklendik.
Kimliğini söyleyen değil, onu inkâr eden sorgulanmalıydı oysa.
Türklük ne bir üstünlük iddiasıdır ne de başkalarını küçümsemenin bahanesi.
Türklük, bu topraklarda bin yıldır yoğrulmuş bir irfanın, bir karakterin adıdır.
Adaletin, emeğin, vicdanın, haysiyetin bir başka ismidir.
Bugün gençlere “Nerelisin?” diye sorduğunda cevabı bulanık: “Dünya vatandaşıyım.”
Oysa dünyaya açılmak kimliği bırakmak değildir.
Kendinden utanmadan, kökünü reddetmeden evrensel olunur.
Kendini bilmeden dünyayı anlamak mümkün değildir.
Küreselleşmenin gölgesinde, “Türk’üm demek geri kalmışlık”, “yerli olmak çağ dışılık” gibi algılar bilinçaltımıza işleniyor.
Batı’ya özenmek, kendi özünü reddetmekle karıştırılıyor.
Bu topraklarda doğup büyüyen ama kendini yabancı sanan bir kuşak yetişiyor.
Türklük bir ırk değil, bir duruştur
Bu gerçeği anlamayanlara hatırlatmak gerekir:
Türklük, bir ırkın değil, bir medeniyetin adıdır.
Bu kimlik, Orta Asya bozkırlarında başlayan bir yolculuğun,
Malazgirt’te imanla, Çanakkale’de kanla, Sakarya’da inatla savunulan bir fikrin adıdır.
Türklük, etnik köken değil; haysiyet, erdem, dayanışma ve vatan sevgisidir.
Bugün Türk’üm diyememek; aslında geçmişimize, kültürümüze ve geleceğimize sessizce veda etmektir. Bu sessizliği bozmak, kim olduğunu unutan bir millete kimliğini yeniden hatırlatmaktır.
Türk olmak şereftir
Türk olmak övünç değildir, sorumluluktur.
Mazluma el uzatmaktır, adaleti savunmaktır, başı dik durmaktır.
Bu milleti ayakta tutan şey; soy, para ya da güç değil, vicdanıdır.
O yüzden, kim ne derse desin:
Türk’üm demekten utanmayacağım.
Çünkü bu toprakların toprağına düşen her ter, her kan, her dua, bu kimliğin mührüdür.
Ve biz, o mührü silemeyecek hiçbir modaya, hiçbir baskıya, hiçbir kompleksli düşünceye boyun eğmeyeceğiz.
Bu ülkenin adını taşıyan her insan, o adla gurur duymalı.
Türk’üm demek ırkçılık değil, vefadır.
Atalara, tarihe, vatana ve bugüne karşı bir sadakat ifadesidir.
Korkmadan, eğilmeden, çekinmeden…
Bir gün değil, her gün söylemek gerek:
Türk’üm — çünkü bu toprakların adıyla, alın teriyle, kalbiyle varım.
Ramazan Çağlar
Yorumlar
Kalan Karakter: