Bazen insan, yolun bir yerinde soluklanırken geçmişten bir ses duyar. Bir söze takılır aklı, bir hatıra gelir yüreğine.
Bugün o eski ülkücü büyüklerden Ali Ekicioğlu ve bir zamanlar söylediği sözler dolandı yine zihnime. O, uzun yıllar önce aramızdan ayrıldı. Şimdi bu satırları okuyan birçok genç onu belki hiç duymamıştır. Ama her dönemin acısı, yanlışı, yalnızlığı insana yeni baştan hatırlatıyor bazı adları.
Ali Ekicioğlu…
Onu tanıyanlar, sert mizaçlı ama yüreği sevgiyle dolu bir adam olarak anlatırdı.
Hayatı boyunca ülküye, inanca, dosta ve hakikate sarılmış; fakat en çok da kendine geç kalmış bir dava yolcusuydu.
Bugün bakıyorum da, ne çok insanın dilinde “dava”, ne çok kişinin ağzında “ülkü” var. Fakat özden, hakikatten, eski yolun ruhundan, sanki her şey biraz uzak.
Ali Ağabey’in yıllar önce iç çekerek söylediği şu cümleler gelir aklıma:
“Aslında kaçıyorum… Medeniyet canavarının diş izleri kaplamış her köşeyi… Her adımda kendini inkar, her adımda ihanet…”
Yıllar önce bu cümleleri okurken, bir kuşağın yorgunluğunu, kırgınlığını, içe çekilmişliğini anlamıştım. O, kendi sokağında bile yabancı gibi dolaşırken, asıl yitip gidenin “öz” olduğunu sezmişti.
“Gözlerim ve kulaklarım ihanetlere aşina oldu,” derken, nice yara almış bir gönlün feryadı vardı sesinde.
Bir zamanlar omuz omuza yürüdüğü yol arkadaşlarının çoğu, başka köşelere savrulmuştu.
Sustukça içi çürüyenler, sustukça kendine yabancılaşanlar,
“Doğduğum, büyüdüğüm, hatıralarımın birleştiği yöreme gittiğimde sokaklarında bir yabancı ve sürgün misali yürüyorum,” diyordu.
Zaman değişti.
Şehirlerin taşında toprağında, insanların bakışında bir yorgunluk, bir bıkkınlık var artık.
Ama şunu unutmasın bugünün yol arayanları: Dava bir ağızdan “ülkü” diye haykırmakla, kuru bir sloganla büyümez.
Yürekte yanmayan, çileyle beslenmeyen hiçbir ateş sonsuza dek sürmez.
Ali Ekicioğlu’nu dinlerken, insan her şeyden önce “kendiyle yüzleşmek” gerektiğini anlıyor.
Geç kalmanın en kötüsü, kendine geç kalmaktır.
O, bunu hayatıyla gösterdi.
O yüzden; şimdi, zamana yenik düşmüş bütün eski dava adamlarının, hayattan elini eteğini çekmiş, sokağına, yurduna, eski arkadaşlarına yabancılaşmış herkesin yüreğinde bir soru büyüyor: Asıl mesele kendini ne kadar koruyabildin?
İçinde yanan ateşi hangi rüzgârda söndürdün ya da hâlâ kor gibi taşıyabiliyor musun?
Ali Ekicioğlu’nun sözleri, bugünün yol yorgunu adamlarına hâlâ ayna tutar:
“Geç kalmanın en kötüsü kendine geç kalmaktır… Tıpkı Ali Ekicioğlu olarak kendime geç kalmam gibi…”
Bize düşen, aradan geçen bunca yıldan sonra o sözleri unutup savrulmak değil,
Her birimizin kendi ateşini yeniden gözden geçirmesi…
Kim bilir, belki bir gün, bir köşe başında ya da bir akşamın alacasında,
O eski adamlar gibi, “ben mi yabanım, benim sokaklarım mı bana” diye sorgulamamak için…
Yol yorgunlarına, eski dostlara, hatıralara selam olsun.
Ali Ağabey’e Allah’tan rahmet diliyorum.
Bir gün yine aynı özle, aynı yürekle yanmak dileğiyle.
Sözün özü:
Dava dediğin, önce insanın kendine yenilmemesiyle başlar.
Gerçek dava adamları, göçüp gitseler bile, sözleriyle, özlemleriyle bugünün yolunu aydınlatmaya devam eder.
Unutma: Geç kalmanın en kötüsü, kendine geç kalmaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: