Zaman akıp gidiyor. Her yeni gün, başka bir yorgunluk, başka bir hüsran…
Sabah gözünü açan insanımız, kendini dipsiz bir huzursuzluk kuyusunda buluyor.
Kimine sor, neden mutsuzsun diye; cevap yok.
Kimine sor, neye üzülüyorsun; sadece başını öne eğiyor.
Çünkü bir felâket, sinsi sinsi içimizi oyuyor.
Bir tarafta savaş, afet, yangın, öte tarafta her gün derinleşen bir yara: Madde bağımlılığı.
Artık sokaklar güven vermiyor.
Bir zamanlar çocuk cıvıltısı yükselen, huzur kokan o eski mahalleler yok.
Şimdi ilkokul çağındaki yavrular bile, uyuşturucuya kurban gidiyor.
En Sinsi Terör: İnsanın İçindeki Çöküş
Bugün en ağır sorunumuz nedir, deseler;
Hiç tereddütsüz cevap veririm: Duyarsızlık.
İnsanın insana olan uzaklığı…
Yüreksizce geçen bakışlar, başını başka yana çevirenler…
Ve kibir, önyargı, hoyratlık.
Üç gün önce yolun kenarında gördüğüm bir genç, hâlâ gözümün önünde.
Daha on sekizine varmadan, madde uğruna kıvranan, yavaş yavaş silinen bir hayat…
Yanından geçenler ne yapıyor?
Sadece bakıyor; sanki bir eşya, sanki bir sokak taşı…
Ne merhamet, ne sahiplenme…
Bir başka gün, anne ve baba, ikisi de maddenin pençesinde.
Kollarında küçücük bir çocuk, ama çocuktan habersizler.
Ve bir de sosyal medya manzarası:
8 yaşında çocuk makyaj yapıyor, kadınlar açık saçık dans ediyor, masada uyuşturucu sergileniyor…
Gören yok, uyaran yok, utanmak yok.
Bağımlılık Gençliği Yutuyor
Her gün yüzlerce genç, bu yangında eriyip gidiyor.
Bir yanda özgürlük diye her şeyin serbest sayıldığı bir çağ;
Diğer yanda kendini kaybeden bir nesil.
Sanatçısından ünlüsüne, pek çoğu utanmadan maddeye bağlı olduğunu açıkça söylüyor.
Gençler hırsızlıkla, cinayetle, hatta kendi ailesine bile kıyacak hale geliyor.
Hayvan hakkı, insan hakkı, kadına şiddet…
Hepsi konuşuluyor.
Ama o soruyu kimse sormuyor:
Bu gençler neden bu hâlde?
Kime dönsek, “Ben ne yapabilirim ki?” diyor.
Ama işte bu cümle, bir milletin en büyük gafleti oluyor.
Bir Toplum Nasıl Çürür?
Düşman, dışarıdan saldırmaz önce; bir toplumun içine, ruhuna, ahlâkına saldırır.
Çöküş içeriden başlar.
Ahlâk, vicdan, merhamet, sükût etti mi; kimseye bir şey anlatamazsın.
Gün geçtikçe bir nesil yitiyor.
Eğitim yetmiyor, umut kalmıyor.
Gençler hayalini, umudunu, valizlere koyup gidiyor; kalanlar ise yaşadığı yerin kendine verecek bir şey kalmadığını düşünüyor.
Umut kararıyor, bölünmüşlük büyüyor.
Cesaret: Hakikate Bakmak
Yüzleşmek acıdır ama gereklidir.
Sorunun aslı şudur:
Gençliği kaybediyoruz!
Göz göre göre, bile isteye, susarak, seyrederek…
Bir ülkeyi asıl zehirleyen; toprağına düşman olan değil, evladına, gencine, geleceğine sahip çıkmayandır.
Madde bağımlılığı, yalnızca bir vücudu değil, bir milletin ruhunu öldürür.
Ve o ruh bir kez zehirlendi mi, geri dönüş kolay olmaz.
Son Söz Yerine
Biliyorum, yazmakla çözüm olmuyor.
Ama kimse susmasın!
Her anne, her baba, her öğretmen, her komşu, her yönetici;
Elini taşın altına koymak zorunda.
Bu sessiz yangını söndürmezsek,
Bir nesli değil, bir ülkeyi kaybederiz.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere, herkes daha duyarlı ve kararlı olmalı.
Sokağımızı, çocuğumuzu, geleceğimizi, en sinsi teröre; madde bağımlılığına teslim etmeyelim.
Çünkü kaybettiğimiz sadece bir insan değil;
Bir milletin yarını, umutları, dirliği…
Unutmayalım:
Geç kalmanın en kötüsü, kendi evladına, kendi yarınına geç kalmaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: