Yola Düşmenin Gül Hikmeti
İnsanın yolculuğu bazen yeryüzüne, bazen kendi içine, bazen de bir kelimenin ardındaki sırra doğru başlar. Kimimiz dünyanın kalabalığında kaybolduğumuz anlarda, kimimiz sessiz bir seherde ararız bu yolu. Tasavvuf ehlinin asırlardır söylediği gibi, “Yol yolcuyu değil, yolcu yolu arar.” Çünkü arayışın kendisi bir çağrıdır; Hak’tan gelen ince bir ses, ruhun derinliklerine düşen bir kıvılcım…
Bu yol, her zaman sabırla örülmüş bir kaderin iplikleri üzerinde ilerler. Eyüp Peygamber’in yaralarındaki hikmet gibi, insanın kendi iç yaralarında saklı bir ses vardır , "Dayan çünkü iyileşmenin kapısı sabrın eşiğindedir.” Bu yüzden her adım bir terbiye, her nefes bir diriliştir.
Gülün Rengi ve Kokusunun Yol Gösteren İnceliği
Gül, tasavvufta hep bir sırın taşıyıcısı olmuştur. Rengi aşkın ateşine, kokusu hakikatin inceliğine işaret eder. Nice mutasavvıf, gönlündeki fırtınayı bir gülün sessizliğinde dindirmiştir. Gül, hem dikenin acısını taşır hem de huzurun kokusunu. İşte bu yüzden gül, hayatın kendisi kadar hakikidir.
Ve bazen bir söz, insanın bütün yolculuğunu özetler sanki bir dua ile bir niyaz bir araya gelir, bir temenni olur.
O söz ki, gönülden dökülür
“Yolunuz gül renginde, gül kokusunda olsun her daim.”
Bu, sadece bir temenni değil insanın başkalarına açtığı bir kapıdır. Güzel yürüyene güzel yol düşsün, kalbi incelik taşıyana ince kaderler nasip olsun diye söylenmiş bir dua…
Yolcunun Kalbi
İnsan kendi içine baktıkça, yolun dışarıda değil içeride olduğunu fark eder. Nefsin terbiye edilmediği hiçbir yol gerçek değildir. Nefis bazen kibir olarak, bazen kırgınlık, bazen de gizli bir beklenti halinde karşımıza çıkar. Bu yüzden nefis terbiye edilmeden yürüyen her yol, insanı sadece kendisine geri döndürür.
Tasavvufun büyükleri bu yüzden “Nefsi bilmek Rabbi bilmektir” der. Çünkü insan kendi karanlığıyla yüzleşmeden, hiçbir ışığın kıymetini anlayamaz. Kendi gölgesini tanımayan, güneşi tanımaz.
İnsan Kalbi Bir Mescittir
Her insanın sözü, iç âleminin aynasıdır. Kalbi incelikle dolu olanın sözü de incelik taşır, kalbi kırık olanın cümlelerinde hüzün gezinir. Söz, sadece bir ileti değil, bir hâl ve bir duruştur. Bu yüzden güzel söz, bir gülün kokusu gibi gönüle siner.
Dua niyetiyle söylenen gül rengi ve gül kokusunu yola armağan eden o söz, aslında bütün yazıların ruhunu belirleyen bir işaret gibidir. Çünkü bir söz, insanın hem imzası hem aynasıdır. Bir söz, sahibinin gönül yurdunu ele verir.
Yolun Sonu Hakikatin Sessiz Çağrısı
Hakikate varan yolun tek durağı vardır, teslimiyet
teslim olan kalpte ne korku kalır ne acele. Çünkü teslimiyet, kaderle kavga etmeyi bırakıp kaderle yürümektir. Gülün açması için baharı beklemek gibi… Kimse bir gülü çekiştirerek açtıramaz, insan da içindeki gülü zamanından önce açamaz.
Bu yüzden her yolculuk sabırla, duayla ve gönlün diriliğiyle sürer. İnsan kendi gülünü iç bahçesinde açtırdığı gün, dış dünyanın güllerine de başka bir gözle bakar.
Her Yol Bir Dua, Her Adım Bir Niyaz
İnsanın yürüdüğü yol, aslında kendini bulma hikâyesidir, işte gülün hikâyesi bir adımına eşlik eden ışıltıdır. Gülün rengi, kokusu ve taşıdığı bütün sırlar, yolculuğun hem başlangıcı hem de nihayetidir.
Ve ne mutlu ki bazı sözler hem dua hem imza hem iz bırakır.
Yolunuz gül renginde, gül kokusunda olsun her daim…
Gülün Bıraktığı İz
Gül, tasavvufun en derin sembollerinden biridir. Onun güzelliği, kokusundan çok temsil ettiği hakikattedir. Gül Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) zarafetini, rahmetini ve inceliğini taşır. Her kokusunda bir salavâtın sessiz yankısı, her yaprağında bir edep öğretisi vardır. Bu yüzden gül, sadece bir çiçek değil aynı zamanda bir terbiyedir.
Kur’ân-ı Kerîm de bir gül gibi insanın kalbinde açar. Ayetler açıldıkça gönülde huzur yayılır anlam derinleştikçe ruh incelir. Kur’ân’ın rahmeti, gülün kokusuyla adeta aynı latiflikte buluşur ikisi de insanı dönüştürür, güzelleştirir, yumuşatır.
Tebessüm dahi gülün dilidir, diken acı veya tatlı bir kelâmdır insanın yüzünde açan her tebessüm, bir gül kadar değerli ve bir dua kadar etkilidir. Çünkü tebessüm, gönlün kokusudur, acı sözler ise birer imtihan ve acıda olsa lezzeti almayı bilmektir.
Yine, yeniden demenin başlangıç noktasıdır.
Ve bütün bu hakikatlerin sonunda anlaşılır ki
İnsan ardında ya bir gül kokusu bırakır,
ya da bir diken sızısı…
Bizim duamız, yolumuzun da yürüyüşümüzün de kokusunun gül olmasıdır.
Güzel sözün, güzel ahlâkın, güzel bakışın iz bırakmasıdır.
Dil iğne olursa, dikiş tutmaz çula
Zarafet yama değil ipekten atlas şuura
Gül hâr-î evlâdır lakin gül kokusu soydandır kula...
Yolunuz gül renginde, gül kokusunda olsun her daim…
Yorumlar
Kalan Karakter: