İnsanlık tarihi boyunca hakikatin en büyük düşmanlarından biri cehalet değil, hakikatin suretine bürünmüş aldatmacalar olmuştur. Bunlardan biri de demagojidir.
Halk arasında "laf cambazlığı" olarak bilinen bu yöntem gerçeği ortaya koymaktan çok, onu şekillendirerek sunma sanatıdır. Demagoglar çoğu zaman güçlü hitabetleri, geniş kelime hazineleri ve etkileyici üsluplarıyla dikkat çekerler. İlk bakışta bilgili, duyarlı ve hatta erdemli görünürler. Ancak biraz yakından bakıldığında meselelerinin hakikati savunmak değil, üstün gelmek olduğu anlaşılır.
Normal bir sohbet, hâl hatır sormakla başlar. İnsanlar birbirini anlamaya çalışır, fikir alışverişinde bulunur. Demagog için ise sohbet bir paylaşım değil, bir mücadeledir. Maksadı anlamak değil yönlendirmek, ikna etmek ve nihayetinde üstün çıkmaktır. Bu yüzden konuşma uzadıkça kendinizi açıklamak zorunda hisseder, ardından savunmaya geçer ve farkında olmadan suçlanan taraf hâline gelirsiniz.
Demagojinin en dikkat çekici özelliği, kişinin söylediği her sözü kendi lehine çevirebilmesidir. Bir eleştiri yönelttiğinizde konuyu değiştirir, bir soru sorduğunuzda başka bir soruyla karşılık verir, bir yanlışlığı dile getirdiğinizde sizi asıl mesele olmaktan çıkarıp tartışmanın merkezine yerleştirir. Böylece konu değil kişi tartışılır hâle gelir.
Belki de günümüz insanının en büyük yorgunluklarından biri budur. Kimin samimi, kimin rol yaptığı, kimin gerçekten düşündüğü, kimin yalnızca etkilemeye çalıştığı kolayca ayırt edilemez olmuştur.
Güven duygusunun zedelenmesi, insanların birbirine mesafeli yaklaşması ve en basit meselelerde bile şüphe duyması biraz da bu yüzden değil midir?
Demagoji hayatın her alanında karşımıza çıkar. Aile içinde, iş hayatında, sosyal çevrede ve özellikle siyasette... Çünkü insanları yönetmenin en kolay yollarından biri, onların düşüncelerine değil duygularına hükmetmektir. Bu sebeple demagoglar çoğu zaman haklı görünürler , fakat haklı görünmek ile haklı olmak aynı şey değildir.
Asıl tehlike ise demagojinin çoğu zaman nezaket, zarafet ve iyi niyet kisvesi altında ortaya çıkmasıdır. İnsan bazen kabalığı hemen fark eder; fakat süslü cümlelerle örtülmüş kibri, ölçülü görünen manipülasyonu ve güler yüzün ardına gizlenmiş menfaati fark etmek kolay değildir.
Bir gün böyle birine rastladım.
Gayet nazik konuşuyor, her cümlenin başına saygı kelimeleri ekliyor, mütevazı görünüyordu.
Dedim ki:
Haklı olmak mı istiyorsunuz, yoksa meseleyi anlamak mı?
Gülümsedi.
Ben sadece doğruları söylüyorum, dedi.
Peki, doğrular değişirse fikriniz de değişir mi?
Bir an sustu.
İnsan bazen şartlara göre konuşur, dedi.
O hâlde siz doğrulara göre değil, doğruları kendinize göre konuşuyorsunuz.
Yüzündeki tebessüm ilk kez kayboldu.
İşte o an anladım ki bazı insanlar kendilerini boya ustası gibi süslerler. Nezaketle kibri, zarafetle menfaati, edep görüntüsüyle üstünlük arzusunu aynı renge boyarlar. Uzaktan bakınca asil görünürler; fakat yağmur yağdığında boya akar ve geriye yalnızca hakikat kalır.
Çünkü insanı süsleyen kelimeler değil, söz ile hâlin birbirine olan sadakatidir...
Yolunuz gül renginde, gül kokusunda olsun her daim.
Yorumlar
Kalan Karakter: