Akran zorbalığı yalnızca çocukların sorunu değildir. Ailede başlayan eksiklik, eğitimde derinleşen boşluk ve sosyal destek mekanizmalarındaki yetersizlik birleştiğinde, ortaya yalnızca sorunlu bireyler değil, yaralı bir toplum çıkar.
Akran Zorbalığı:
İstisnai durumlar dışında ailesi olan bir çocuğun yaşıtlarına veya çevresine zarar vermesi bireysel bir kusurdan çok, zincirleme bir sorumluluğun sonucudur. Bu zincirin üç temel halkası vardır: aile, eğitim sistemi ve devlet.
Bugün keyif verici maddelerin kullanım yaşının ilkokul seviyelerine kadar indiği bir zaman diliminde yaşıyoruz. Bu durum, toplumun her kesiminin daha duyarlı olması gerektiğini açıkça göstermektedir. Emniyet birimleri okul çevrelerinde yoğun önlemler almakta ve ciddi bir mücadele yürütmektedir. Ancak güvenlik güçlerinin aile içi yaşama müdahale etmesi mümkün değildir. Çocuğun karakterinin şekillendiği ilk yer evdir ve bu sorumluluk doğrudan ebeveynlere aittir.
Aile içi şiddet ya da ilgisizlik yalnızca o evin sınırlarında kalmaz. Evden duygusal olarak kopan çocuk, çoğu zaman öfkeyle büyür ve saldırgan davranışlar geliştirir. Eğitim alması gereken yaşta olan bir çocuk, kontrolsüz çevrelerin etkisine açık hâle gelir.
Bir çocuk suç işlediğinde yalnızca sonucu değil, süreci sorgulamak gerekir: Neden bu noktaya geldi? Kimlerle vakit geçiriyor? Hangi boşluk onu dışarıya itti? Çünkü aile sahip çıkmadığında, yönlendirmek isteyen başka eller her zaman hazırdır.
Aile Duyarsızlığı:
Suça yatkın çocukları yargılamadan önce onların hangi eksikliklerle büyüdüğüne bakmak gerekir. Okuldan eve dönen bir çocuk sevgi ve iletişim bulamıyorsa, yaşadığı ilgisizliği normal kabul etmeye başlar. Çocuk için gördüğü her davranış bir öğretidir.
Bugün birçok evde bireyler birlikte yaşasa da gerçek anlamda aile ortamı bulunmamaktadır. Aynı sofrada buluşulmayan, sohbet edilmeyen, sorunların konuşulmadığı evlerde çocuk duygusal olarak yalnızlaşır. Oysa sevgi çocuk için bir lüks değil, zorunluluktur.
Yaşıyla orantısız biçimde zorbalık sergileyen bir çocuk varsa, yalnızca cezaya odaklanmak çözüm değildir. Davranışın kökenine inilmelidir. Çocuğun arkadaş çevresi, duygusal ihtiyaçları, günlük yaşamı ebeveyn tarafından bilinmelidir. Bir anne ve baba, çocuğunun aç mı tok mu olduğunu bildiği kadar ruh hâlini de bilmekle sorumludur.
Psikolojik sorunları bulunan bireylerin ebeveynlik sorumluluğunu üstlenmeden önce destek almaları ise toplum sağlığı açısından göz ardı edilmemesi gereken bir gerçektir.
Eğitim Yetersiz mi?
Eğitim sistemi her zaman tek başına çözüm üretmekte yeterli kalamayabilir. Aile içinde görülmeyen ve duyulmayan çocuk, okul ortamında da kendini dışlanmış hisseder. Bu durum davranışlarına ve sosyal ilişkilerine yansır.
Bazı öğretmenler yoğunluk, imkânsızlıklar ya da tükenmişlik nedeniyle sorunlu öğrencilerle baş etmekte zorlanabilmektedir. Aileyle yapılan görüşmelerden sonuç alınamadığında çocuk çoğu zaman kendi hâline bırakılır. Böylece daha ilkokul çağında içine kapanmış fakat öfke biriktiren bireyler ortaya çıkar.
Sevgiyle tanışmamış bir çocuk, dünyayı güvenli bir yer olarak algılayamaz.
Bu nedenle eğitim sistemi yalnızca akademik başarıyı değil, davranışsal ve psikolojik gelişimi de merkeze almalıdır. Risk altındaki çocuklar için özel eğitim programları, destek sınıfları ve bireysel rehberlik çalışmaları oluşturulmalıdır. İlkokul çağındaki sıra dışı davranışlar görmezden gelinmemeli, erken müdahale esas alınmalıdır.
Devlet Ne Yapmalı?
Devlet kurumları okul çevrelerinde güvenlik önlemlerini artırarak önemli bir görev üstlenmektedir. Ancak sorun yalnızca okul kapısında başlamaz ve orada bitmez. Asıl ihtiyaç, önleyici sosyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesidir.
Her okulda rehber öğretmenin yanında çocuk psikolojisi alanında uzman pedagogların görevlendirilmesi önemli bir adım olacaktır. Aile desteğinden yoksun ya da suça yönelme riski taşıyan çocukların erken tespit edilerek sosyal koruma sistemlerine alınması, yalnızca bireyi değil toplumu da koruyacaktır.
Hiçbir çocuk sevgisizliğe ve iletişimsizliğe mahkûm edilmemelidir. Çünkü ihmal edilen her çocuk, gelecekte toplumun karşısına daha büyük bir sorun olarak çıkabilir.
Bir çocuğun zorbalığı aslında sessiz bir yardım çağrısıdır. Görülmeyen sevginin, duyulmayan seslerin ve ertelenmiş sorumlulukların dışa vurumudur. Çocuğu cezalandırmak kolaydır; zor olan, onu o noktaya getiren eksikliklerle yüzleşmektir.
Unutulmamalıdır ki bir çocuğu büyüten yalnızca ailesi değil, toplumun tamamıdır. Ve toplum, çocuklarına gösterdiği merhamet kadar güçlüdür.
Yolumuz, çocukların korkuyla değil güvenle büyüdüğü bir gelecek olsun.
Yorumlar
Kalan Karakter: