Edebiyatın Aslı Edeple başlar
Edebiyat kelimesinin kökü “edep" tir.
Bu sebeple edebiyat yalnızca kelimelerin estetik biçimde yan yana gelmesi değil; aynı zamanda insanın ahlâkını, hâlini ve şahsiyetini yansıtan bir medeniyet dilidir.
Asırlar boyunca kaleme alınan nesirler, gazeller, kasideler ve beyitler yalnızca birer sanat eseri değil; aynı zamanda insanlığa bırakılmış ahlâkî ve kültürel bir miras olmuştur.
Anadolu irfanının en büyük temsilcilerinden biri olan Yunus Emre, sözün gücünü şu hikmetli ifadeyle anlatır:
“Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.”
Bu anlayışa göre söz; insanı inciten değil, insanı inşa eden bir kuvvettir. Edebiyat da işte bu inşa sürecinin en zarif aracıdır.
Klasik Edebiyatta Şairin ve Yazarın Kimliği
Klasik Türk-İslam edebiyatında şair veya yazar olmak bir unvan değil, bir mesuliyet makamıdır.
Tasavvuf düşüncesinin büyük temsilcilerinden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, sözün kalpten doğması gerektiğini ifade eder. Ona göre kalpten çıkmayan söz, insanın ruhuna ulaşamaz.
Divan şiirinin büyük ustalarından Fuzûlî ise şiiri bir süs değil, hakikatin dili olarak görmüştür. Onun şiirlerinde aşk; yalnızca dünyevî bir duygu değil, insanın ilahî hakikate yönelişinin sembolüdür.
Bu sebeple klasik edebiyat geleneğinde şair;
sözünü tartan,
kalemini hikmetle kullanan,
topluma örnek olan bir şahsiyettir.
Şairin sözü kadar hâli de edebî olmak zorundadır.
Modern Dönemde Edebiyatın Değer Kaybı
Günümüzde edebiyatın karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan biri nitelik kaybıdır.
Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte yazmak kolaylaşmış; fakat yazmanın sorumluluğu büyük ölçüde unutulmuştur. Bugün iki satır söz yazan kendisini şair, bir kitap yayımlayan kişi kendisini yazar olarak tanımlayabilmektedir.
Oysa edebiyat;
bir heves işi değildir,
bir eğlence aracı değildir,
bir unvan kazanma yolu hiç değildir.
Edebiyat, insanı ve toplumu besleyen bir düşünce alanıdır.
Kalemin gücü, ancak sorumlulukla birleştiğinde anlam kazanır.
Sosyal Medya ve Edebiyat Kirliliği
Sosyal medya, doğru kullanıldığında edebiyatın yayılması için önemli bir araç olabilir. Ancak çoğu zaman bu mecralar edebiyatın yüzeyselleştiği bir alan hâline gelmektedir.
Kulak tırmalayan müzikler eşliğinde paylaşılan, haz merkezli ve toplumsal değerlerle bağdaşmayan sözlerin edebiyat olarak sunulması ciddi bir edebiyat kirliliği oluşturmaktadır.
Klasik edebiyat geleneğinde bir beyit karşısında saygıyla eğilen bir kültür varken, bugün çoğu zaman söz yalnızca beğeni sayısına indirgenmiş bir gösteriye dönüşmektedir.
Bu durum, yalnızca edebiyatın değil; aynı zamanda toplumun estetik ve ahlâkî algısının da zayıflamasına sebep olmaktadır.
Edebiyatın Asıl Gayesi
Gerçek edebiyatın amacı insanı aşağıya çekmek değil; onu yüceltmek ve olgunlaştırmaktır.
Bu sebeple şair ve yazar;
yazdığı her satırın sorumluluğunu taşır,
kalemini toplumun değerlerini gözeterek kullanır,
sözün ahlâkını korur.
Kalem, bir medeniyetin inşa aracıdır. Eğer hikmetle kullanılırsa toplumları yükseltir; fakat sorumsuz kullanıldığında geriye yalnızca anlamsız bir söz kalabalığı bırakır.
Edebiyat bir kimliktir mesuliyet ister , zarâfet ister baştan aşağı örnek olmak giyim kuşamı, diksiyonu, insanlarla olan iletişimi rol model olmak zorundadır.
Şair olmak yalnızca yazmak değildir.
Yazar olmak yalnızca kitap yayımlamak değildir.
Edebiyat, baştan sona bir edep meselesidir.
Kalem, sahibinin karakterini taşır. Bu yüzden gerçek şair ve yazar; önce kelimelerini değil, kendi hâlini edebî kılar.
Ancak o zaman yazılan sözler asırları aşar ve insanlığa hoş bir sada bırakır.
Aksi takdirde edebiyat mirası saldırıya uğramış cellât kalemler yüzünden yok olmaya gelecek nesillere utanç verici görsel bir manzara olarak hafızlara kazınacaktır...
Yorumlar 3
Kalan Karakter: