Ne çok ayrıştırdık bu toplumu…
En büyük zenginliğimiz birlik ve beraberliğimizdi. Tarih boyunca Türk Milleti, zor zamanlarda omuz omuza vermiş, acıda ve sevinçte ortaklaşmış, kaderini bir bayrak altında birleştirmiştir. Ancak bugün geldiğimiz noktada, bu büyük mirası unutturacak bir ayrışmanın içerisinde buluyoruz kendimizi.
Kimi sendikasıyla, kimi siyasi görüşüyle, kimi doğduğu memleketle ayrıldı. İnsanları “şuralı-buralı” diye sınıflandırmak, kimini “bizden”, kimini “öteki” gibi görmek artık günlük hayatın olağan bir parçası haline geldi. Oysa bu parçalanmışlık, en çok da en kıymetli sermayemizi, güven duygumuzu tüketti. İnsan, en zor anında komşusuna, iş arkadaşına, hatta akrabasına bile şüpheyle bakar oldu. Oysa ki güven duygusunu yitiren bir toplum geleceğini zor inşa eder.
Bugün geldiğimiz noktada insanlar birbirine kolay kolay güvenemez oldu. Güvensizliğin kök saldığı bir toplumda huzur ve istikrar yeşerebilir mi? Elbette ki hayır. Çünkü güven olmadan sevgi, dayanışma, üretkenlik ve barış da olmaz.
Çünkü güvensizlik, en tehlikeli virüs gibidir. İnsanların yüreğine bir kez bulaştığında, toplumu içten içe çürütür. Bugün yaşadığımız da tam olarak bu. Yan yana yaşadığımız insanlara güvenemez hale geldik. Oysa güven olmadan dostluk olmaz, dayanışma olmaz, huzur olmaz.
Bugün birileri konfor içinde yaşamını sürdürürken, toplumun geniş kesimleri huzursuzluk, kaygı ve tedirginlik içinde hayata tutunmaya çalışıyor. Bu dengesizlik, sadece ekonomik şartlardan kaynaklanmıyor; en büyük sorun, insanlar arasındaki güven bağlarının kopmasıdır. Güvenin olmadığı yerde dayanışma olmaz; dayanışmanın olmadığı yerde de güçlü bir millet varlığını sürdüremez.
Oysa ki bu millet, birlik olduğunda neler başarabileceğini tarih boyunca defalarca göstermiştir. Çanakkale’de omuz omuza yatan şehitlerin arasında hangi şehrin adı soruldu? Kurtuluş Savaşı’nda hangi fikir ayrılığına bakıldı? O büyük mücadelelerde tek bir şey vardı: Milletin bağımsızlığı ve onuru.
Bugün de ihtiyacımız olan şey, işte bu ortak paydaları hatırlamaktır. Bizim gücümüz ayrışmakta değil, birleşmektedir. Türk Milleti, huzur ve refah içinde yaşamayı hak ediyor. Bu hak, kimsenin lütfu değil; tarihimizden, kültürümüzden ve varlığımızdan doğan en tabii hakkımızdır.
O halde yeniden güvenmeyi, yeniden kenetlenmeyi öğrenmeliyiz. Ayrılıkların değil, birliğin diliyle konuşmayı seçmeliyiz. Çünkü bu topraklarda birlik varsa umut vardır, umut varsa gelecek vardır.
Yorumlar
Kalan Karakter: