Bir öğretmenin ardından yazmak zordur.
Hele ki o öğretmen, hayatının en verimli çağında, ardında öğrencilerinin yarım kalmış cümlelerini bırakarak aramızdan koparılmışsa…
Fatma Nur Çelik’in katledilmesi sadece bir insanın hayatına kıyılması değildir. Bu, bir idealin, bir adanmışlığın, bir vicdanın hedef alınmasıdır. Çünkü öğretmen sıradan bir meslek erbabı değildir. Öğretmen, bir milletin hafızasıdır. Öğretmen, yarına bırakılan en kıymetli mirastır.
Buna rağmen ne yazık ki…
Öğretmen anlaşılmadı, anlaşılamadı ya da anlaşılmak istenmedi.
Yıllarca,
'Ne iş yapıyorlar ki?'
'Üç ay tatil yapıyorlar.'
'Yaptıkları işe göre maaşları, ek dersleri çok.'
'Rahat meslek…'
denilerek emeğin kutsallığı hafife alındı.
Oysa öğretmenin tatili yoktur. Onun zihni hep nöbettedir. Bir öğrencisinin gözündeki donuk bakış, gecesini uykusuz bırakır. Bir çocuğun suskunluğu, yüreğinde büyüyen bir soruya dönüşür.
Öğretmen sadece ders anlatmaz. Bir çocuğun özgüvenini inşa eder. Bir gencin hayata tutunmasını sağlar. Kimi zaman bir babanın yokluğunu, kimi zaman bir annenin şefkatini tamamlar. Memleketin dağında, taşında, ovasında, yaylasında görev yapan öğretmenler; haritada küçük görünen yerlerde büyük umutlar yeşertirler. Onlar; soba dumanı tüten lojmanlarda, karla kapanan yollarda, imkânsızlıklarla örülü okullarda bile aynı heyecanla sınıfa girerler.
Çünkü öğretmenlik; maaş bordrosuyla ölçülen bir iş değildir. Bir adanmışlıktır.
Ama toplum olarak biz ne yaptık?
Önce itibarsızlaştırdık. Sonra değersizleştirdik. Ardından yalnız bıraktık.
Bir öğretmenin güvenliği tartışma konusu oluyorsa, bir öğretmenin canı bu kadar kolay hedef olabiliyorsa; burada sadece bireysel bir suçtan söz edemeyiz. Bu, toplumsal bir kırılmadır. Öğretmene yönelen her şiddet aslında geleceğe yöneltilmiş bir tehdittir.
Çünkü öğretmen; kökü mazide olan geçmiş ile gelecek arasında kurulan en sağlam köprüdür.
Öğretmen; evini unutur bazen… Kendi çocuğunun büyüdüğünü geç fark eder…
Ama sınıfa girdiğinde 'Öğrencilerim…' der.
Bu haykırış bir slogandan ibaret değildir. Bu, bir yaşam biçimidir.
Ve bir gün…
Hayata gözlerini yumarken; gözlerinin önünden kır çiçekleri geçer.
Yetiştirdiği öğrenciler, okuttuğu çocuklar, umut ektiği yürekler…
Belki de ilk defa o an gülümser öğretmen.
Çünkü bilir ki; bedenler toprağa düşse de emekler toprağa gömülmez.
Bugün bize düşen; bir öğretmenin ardından sadece gözyaşı dökmek değildir. Bize düşen; öğretmenin itibarını yeniden inşa etmektir. Sözle değil, tavırla… Yazıyla değil, duruşla…
Toplum olarak şunu çok iyi idrak etmeliyiz:
Öğretmen yalnız bırakılırsa, yarınlarımız da yalnız kalır.
Bir millet, öğretmenine nasıl davranıyorsa; geleceği de o kadardır.
Ve biz artık şunu yüksek sesle söylemeliyiz:
Öğretmen rahat meslek sahibi değildir.
Öğretmen; rahatından vazgeçmiş insandır.
Öğretmen sıradan biri değildir.
Bir milletin vicdanıdır.
Ve vicdan sustuğunda…
Toplum da susar.
Artık susmamak dileğiyle…
Yorumlar
Kalan Karakter: