Hayat, çoğu zaman iyiliği ödüllendirmeyen, vefayı unutan, duyarlılığı sıradanlaştıran bir şekilde devam ediyor. İnsan bazen kendine şu soruyu sormadan edemiyor: “Gerçekten iyi olmak bir erdem mi, yoksa bir yük mü?” Çünkü ne zaman birinin derdine koşsan, ne zaman haksızlığa uğrayanın yanında dursan, çoğu zaman karşılığında o an için takdir ediliyorsun, kıymetin biliniyor; ama sonrasında vefasızlıkla karşılaşıyorsun. İnsanların işine yaradığın sürece iyisin bu hayatta; seni asıl tanımlayan iyiliklerin değil, ne kadar işe yaradığın oluyor.
Elinden geldiğince yardım etmişsin herkese; hak edene de etmeyene de… Gönlün kıyamamış kimseyi görmezden gelmeye. Ama o iyilikler karşılık bulmamış. Tam tersine, çoğu zaman yüz çevirenler olmuş; sessiz kalanlar, unutanlar… En çok da bir zamanlar uğruna mücadele ettiklerinin arkandan sessizce uzaklaştığını görmek acıtmış içini. İyiliğin unutulmuş, emeğin görmezden gelinmiş. “Sana ne, seni ne ilgilendirir ki?” dememişsin hiçbir zaman. Kendini düşünmeden, sadece başkalarının derdine ortak olmayı seçmişsin.
Çünkü vicdan susmaz. Sırf sevmiyorsun diye birinin haksızlığa uğramasına göz yummamışsın. Kalbin, kişisel yakınlıkla değil, adalet duygusuyla hareket etmiş. Belki de bu yüzden daha çok incinmişsin. Çünkü haklıyı savunmak her zaman alkış getirmez. Bazen haklının bile seni anlamadığı zamanlar olur. Ama sen, sırf anlayış görmeyeceksin diye doğru bildiğinden vazgeçmemişsin. Sessiz kalmanın kolaycılığına sığınmamışsın. Çoğu zaman “Bana ne artık, karışmayacağım” desen de, yine dayanamayarak haksızlığa uğrayanın yanında durmuşsun.
İyiliği çıkar için değil, içinden geldiği ve Allah rızası için yapan insanlar bu dünyada hep azınlıkta kalır. Ve ne yazık ki en çok da onlar yıpranır. Çünkü beklentisiz verdiklerinin geri dönüşü, çoğu zaman yalnızlık olur. Onlar suskun kalabalıkların içinde sessizce tükenir. Ama içlerindeki o duyarlılık, vicdanın tükenmesine izin vermez. Yine kalkar, yine doğruların peşinden koşar, yine kırık kanatlara omuz olurlar.
Ama insanı en çok yaralayan ne biliyor musun? Senin emeğinle bir yerlere gelenlerin, gün gelip seni yok sayması… Omuz verdiğin, birlikte mücadele ettiğin, sırtından güç alarak yol yürüyen insanların o koltuklara oturduktan sonra bambaşka birine dönüşmesi… Bir zamanlar senin desteğinle ayakta duranların şimdi seni tanımazdan gelmesi… Ne yazık ki bu, günümüz dünyasında çokça karşılaşılan bir gerçek. Güç ve makam, çoğu insanı önce unutturuyor, sonra dönüştürüyor. Unutuyor nereden geldiğini, kimlerin desteğiyle yükseldiğini. Anlıyorsun ki yalan dolanlarla amacı sadece o koltukmuş zaten. Saklamış gerçek yüzünü, insanları kullanmak adına… Unutuyor ki o koltuklar gelip geçicidir; baki olan sadece insanlıktır.
Oysa sen sadece işini yaptın. Samimiyetle, beklentisizce… Bir makam, bir övgü için değil; doğru bildiğin için, içinden geldiği gibi davrandın. Ama gel gör ki, emeğini kullanarak bir yerlere gelenler, bir bakmışsın seni en çabuk unutanlar olmuş. Amaçları oymuş zaten: koltuk… Koltuğun ve gücün şaşalı düzenine kapılmış, insan kalabilmeyi başaramamış. Ve o koltuk uğruna her şeyi mubah görmüş. Bunu görmek sadece kalbi değil, vicdanı da kanatıyor. Çünkü insan sadece sırtından bıçaklanınca değil; omuz verdiklerinin sahte yüzlerini görünce de yıkılıyor.
Bu davranışlar, insanı insan olmaktan utandıracak kadar ağır geliyor bazen. Bir teşekkür, bir hatırlanma, bir “Sen olmasan başaramazdım” sözü bile çok görülüyor. Oysa gerçek erdem, yükselirken unutmamakta saklı. Güçlü olunca değil; güç elindeyken de vefalı kalınca kıymetli insan olunur.
Ama yine de sen, bütün bunlara rağmen insan kalmayı seçiyorsun. Vefasızlık karşısında vefanı, nankörlük karşısında emeğini, suskunluk karşısında duyarlılığını kaybetmiyorsun. Çünkü sen çıkar için değil, inandığın için yanındasın insanların. Vicdanınla hareket ediyorsun, menfaatinle değil. Bu yüzden belki yalnız kalıyorsun ama başını yastığa vicdan rahatlığıyla koyuyorsun.
Evet, bu hayat bazen çok ağır. İnsanlara verdiğin değer kadar değer görmemek acıtıyor. Vefa beklememek gerektiğini bile bile, yine de bir selamı, bir hatırlanmayı umut ediyor insan. Ama en azından biliyorsun ki; sen elinden geleni yaptın. İyi olmak için çaba harcadın. Kalbinle hareket ettin, çıkarınla değil.
Kendi küçük dünyasında, kimse fark etmese de dürüst kalanlar, adaletin yanında duranlar, sırf iyilik olduğu için iyilik yapanlar… Onlar bu dünyanın gerçek kahramanlarıdır. Çünkü iyiliği karşılık bulmak için değil, insan kalabilmek için yaparlar. Başkaları unutsa da sen unutmadın insan olmanın gereğini ve kendine yakışanı yaptın.
Ve şunu asla unutma…
Bu dünyada en çok alkışlananlar değil, en çok vicdanıyla yaşayanlar kazanır.
Yorumlar
Kalan Karakter: