Bazen iç dünyamızda fırtınalar kopar ama dışarıdan bakıldığında son derece sakin görünürüz. Duruşumuz dingindir; ama o dinginliğin altında ağır bir vicdan muhasebesi, içsel bir mücadele vardır.
“Ben kimse için kimseyle kötü olmayacağım” deriz çoğu zaman. Ne zarif bir cümledir bu… Sağduyunun, barışın ve tarafsızlığın ifadesi gibi gelir kulağa. Ama gerçek hayatta bu kadar kolay mı?
Ya birileri gerçekten haksızlık yapıyorsa?
Ya birileri göz göre göre mağdur ediliyorsa?
Ve biz yalnızca aramız bozulmasın diye susuyorsak?
İşte o zaman tarafsızlık adı altında bir tür sessiz suç ortaklığına dönüşür suskunluğumuz. Vicdanımız sızlar belki de: Bir yanda dostlukların zarar görmemesi arzusu, diğer yanda adaletin sesi. Ve çoğu zaman, insanın vicdanı o teraziyi adaletten yana yönlendirir.
Toplumda sıkça duyulan bir söz vardır: “Taraf olma, bertaraf olursun.” Bu söz, insanı güçlü olanın yanında durmaya, en azından çatışmadan uzak kalmaya teşvik eder. Ama unutulmamalı: Her sessizlik tarafsızlık değildir. Bazen sessiz kalan, zulmün sessiz ortağı olur. Peygamber Efendimiz’in şu sözü ne kadar manidardır:
“Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.”
Düşünelim…
Bir yakınımız, dostumuz ya da mesai arkadaşımız açıkça haksızlık yapıyor ve biz sadece ilişkilerimiz bozulmasın diye sessiz kalıyorsak; burada en büyük haksızlığı kime yapıyoruz? Haksızlığa uğrayan kişiye mi? Yoksa kendi vicdanımıza mı?
İnsan ilişkileri hassastır, evet. Bozuldu mu tamiri zordur. Ancak ilkelerimiz, inandığımız değerler bir dostluğun gölgesinde kalıyorsa, o değerlerin ne anlamı kalır? Sessizlikle, görmezden gelmeyle, “ben karışmam” kolaycılığıyla toplumsal çürümenin altını oyuyor olabilir miyiz?
Gerçek dostluk, yalnızca güzel günleri paylaşmak değil, hakikatin yükünü de birlikte taşımaktır. Gerçek dost; yanlış yaptığında uyarılmayı göze alan, uyarıldığında da kırılmadan bunu anlayandır. Bu yüzden bazen “birileri için birileriyle kötü olmak”, bir duruştan çok daha fazlasıdır: Vicdani bir sorumluluktur.
Çevremizde çokça örneğini görürüz. Haksızlığa uğrayan bir öğretmen, mobbinge maruz kalan bir çalışan, dışlanan bir öğrenci, hastanede mağdur bırakılan bir hasta… Herkes bilir ama kimse konuşmaz. “Benim işim değil”, “dostumu karşıma alamam”, “başımı derde sokamam” gibi cümlelerle sessizliğimize bahane buluruz. Ama unuturuz: Tarih, susanları değil; doğruları tek başına da olsa haykıranları yazar.
Mesele, birileri için birileriyle kötü olmak değil…
Mesele, haksızlık karşısında susarak haklıyı yalnız bırakmamaktır.
Haklıyı savunmak, bazen sizi yalnız bırakır. Bazı dostluklar bu yüzden zedelenebilir. Ama unutmayalım ki, dostluklar geçici olabilir; vicdanımızla barış içinde yaşamak ise ömür boyu süren bir huzurdur.
O yüzden: “Kimse için kimseyle kötü olmayacağım” demek yerine, “Doğrunun yanında olacağım, kim kırılırsa kırılsın” diyebilmektir asıl mesele.
Bir gün herkes susabilir; ama vicdan asla susmaz. Vicdanı susmayanların çoğaldığı bir toplum temennisiyle…
Yorumlar
Kalan Karakter: