Doğa bize yalnızca nefes alacak bir hava, içilecek su, ekilecek toprak sunmuyor; aynı zamanda varoluşumuzun teminatını da sağlıyor.
Bu yüzden bir dağın, bir derenin, bir ormanın yok olması yalnızca coğrafyanın değişmesi demek değildir; hayatımızın köklerinin kesilmesi anlamına gelir. Bugün Dürtmen Dağı’na yöneltilen tehdit, aslında hepimizin geleceğine yöneltilmiş bir tehdittir.
“Bu sadece bir maden değil, bize dair yazılmış bir ölüm fermanı” dır. Çünkü doğayı yok eden her girişim, aslında insanı da yok etmektedir.
Neler Kaybolacak?
Hayvancılık bitecek. Doğal otlakların yok olması, hayvancılıkla geçimini sağlayan köylülerin elinden ekmeğini alacak.
Tarım yapılamayacak. Zehirlenen topraklarda ne buğday yetişecek, ne de insanı doyuracak bir ürün.
Sular kirletilecek. Dereler siyanürle zehirlenirse, sadece içme suyu değil tüm ekosistem yok olacak.
Ormanlar kül olacak. Binlerce yıllık ağaçlar, bir imza uğruna heba edilecek.
Bütün bunların sonucunda geriye yalnızca susuz, verimsiz ve yaşanmaz bir toprak kalacak.
Sessizlik, Onaydır Eğer bu gidişata karşı ses çıkarmazsak, yarın çocuklarımıza bırakacağımız tek miras, yok edilmiş dağlar ve kurumuş dereler olacak. Oysa biz, onların umutla büyüyebileceği bir vatan bırakmakla yükümlüyüz.
Bugün sesimizi yükseltmezsek, yarın hep birlikte susmak zorunda kalacağız. Ve o sessizlik, doğanın değil bizim sonumuz olacak.
Yani anlayacağınız Dürtmen Dağı yalnızca bir dağ değildir; yaşamın, suyun, toprağın, ormanın ve en önemlisi geleceğimizin adı ve sembolüdür. Onu korumak, sadece bir çevre mücadelesi değil, insanlık onurunu koruma mücadelesidir. Unutmayalım: Dürtmen Dağı yok olursa, yaşam da yok olacak. #DürtmenDağıYokOlmasın #SiyanüreHayır
Yorumlar
Kalan Karakter: