Hayat, her insana kendini tanıma yolunda türlü imtihanlar sunar. Bazı imtihanlar, başkalarının bencilliğiyle gelir. Yolumuz kimi zaman öyle insanlarla kesişir ki, onlar kendilerinden başka kimseyi düşünmezler. Hep bana, daha çok bana, yalnızca bana… Onların sözlüğünde “biz” yoktur; “ben” vardır, hem de en hoyrat haliyle. İşte bu yüzden “Yolu sana çıkmayanların yolundan ayrıldığında iyileşirsin” derler. Bence de öyle.
Kendine Müslüman olan insanlar, tıpkı dipsiz kuyular gibidir; içine ne kadar iyi niyet dökersen dök, doymazlar. Onlar için senin ne hissettiğin, ne düşündüğün, ne kadar yorulduğun önemli değildir. Hatta çoğu zaman bu yorgunluğunu bile umursamazlar; çünkü kendi rahatları için senin tükenişine ihtiyaçları vardır.
Çoğu zaman kendimizi kandırır, “belki değişirler” diye bekleriz. Ama unutmamak gerekir ki, kimse istemediği sürece değişmez. Oysa biz, elimizden geleni yapmakla, sabretmekle, anlamaya çalışmakla meşgul oluruz. Zaman geçer, kendimizden veririz; sabrımızdan, neşemizden, uykularımızdan, hatta hayallerimizden bile… Sonra bir gün, aynaya baktığımızda gözlerimizdeki yorgunluğu fark ederiz: işte o gün aslında yıllardır yavaş yavaş tükendiğimizi anlarız. Ve bizim için çoğu şey çoktan gecikmiştir.
İnsanların yürüdüğü yollar, kalbine hitap edenlerle güzel olur. Yolu kalbinden geçmeyenlerle yürümekse, insanın içini acıtan bir yalnızlığa benzer. Çünkü sevgi de, dostluk da, paylaşmak da iki kişiyle yaşanır. Karşılık bulamayan iyilik, insanı en çok yaralayan iyiliktir. Karşılık beklemek değildir mesele; ama hiç görülmemek, hiç anlaşılmamak, hep tüketilen olmak, insanın ruhunu örseleyen en büyük vefasızlıktır.
Etrafınızda “hep kendine Müslüman” olanlar varsa bilin ki; bir gün onların sorumsuzluğunu taşımaktan beliniz bükülür. Sizin iyi niyetinizi, merhametinizi ve sabrınızı kendi rahatlıkları için kullanırlar. Onlardan uzaklaştığınızda kendinizi suçlu hissetmeyin; çünkü bu bir bencillik değil, kendinize duyduğunuz saygının ilanıdır. İyiliği hak etmeyene vermek, iyiliğe ihanettir. Hak etmeyene emek harcamak, ne size fayda getirir ne de ona.
Yolu sana çıkmayanların yolundan ayrıldığında, ilk zamanlar eksilmiş gibi hissedersin. Ama bil ki zamanla nefesin genişler, kalbin ferahlar, sırtındaki görünmez yükler hafifler. Sözlerin, gülüşlerin, hayallerin gerçek dostluklarda yeniden can bulur. O yüzden yol arkadaşlarınızı iyi seçin; çünkü yanlış yol arkadaşlığı, insanı doğru yoldan çıkarır. Gerçek dost, yükünü hafifleten; bencil olan ise yükünü artırandır.
Unutmayın: “Dost, yolda yük paylaşandır; bencil, yolda yük bırakandır.” Kendinizi tüketen, sizi sadece kendi çıkarı için kullananlardan uzak durun. Kalbinizin ışığını söndüren değil, kalbinizdeki ışığı çoğaltanlarla yürüyün. Çünkü en uzun ve en güzel yolculuklar, kalpten kalbe kurulan köprülerde başlar.
Her ne kadar olması gereken böyleyse de ben bunu bir türlü beceremedim beceremiyorum. Kul zaten bilmez ‘’Allah Rızası için’’ için diyorum ve yürümeye devam ediyorum. Belki de bu insan kalabilmenin bedeli…
Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur:
“İhsanda bulun, fakat başa kakma ki, yaptığın iyilik aslında kendinedir. Hayırlı bir iş yaparsan, sonunda ondan yine sen istifade edeceksin.”
“Hayır işlemeye muvaffak olduğun için Allâh’a şükret. Zira Hak Teâlâ seni lûtuf ve ihsânından boş bırakmadı… Seni hayır yolunda istihdâm ettiği için sen Oʼna minnettar ol.”
“İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir?” [Rahmân sûresi (55), 60].
Görünen o ki İYİLİĞİN karşılığı mutlaka vardır. Ama bu dünyada ama diğer dünyada…
Yorumlar
Kalan Karakter: