Hayat, bazen gereğinden fazla yüklendiğimiz duygularla ağırlaşır.
Bazen fazlaca umut besleriz, fazlaca sahipleniriz, fazlaca inanırız ve en çok da fazlaca değer veririz. Oysa bir arkadaşımın yıllar önce söylediği bir cümle, o günden bugüne hep aklımda yer etti:
“Sen her şeye gereğinden fazla değer yüklüyorsun ama hayat öyle değil.”
O an ne demek istediğini tam kavrayamamıştım. Her zaman ki şaka tavırlarıyla şaka yapıyor zannettim. Ama zamanla bu söz, zihnimin derinlerinde yankılandı. Çünkü ben gerçekten de çoğu şeyi, gereğinden fazla önemsiyordum.
Bir iş yapıyorsam en iyisi olsun istiyordum. Bir fikir savunuyorsam sonuna kadar samimi olayım, bir mücadele veriyorsam mutlaka iz bıraksın, bir arkadaşlık kuruyorsam sonsuza dek sürsün istiyordum. İnsanlara, olaylara, görevlerime, hatta en basit ayrıntılara bile olması gerekenden daha fazla değer yüklüyordum.
Belki de bu, benim yapımda vardı. Belki de çocukluktan kalan bir “tam olma, eksiksiz yapma” isteğiydi.
Belki de bir şeyi sırf yapılmış olmak için yapmayı kabul edemiyordum. Benim için ya kalpten olmalıydı ya da hiç yapılmamalıydı.
Zamanla şunu gördüm:
Ben bir işin iyi olması için çırpındıkça, insanlar çoğu zaman “yeterince” yapmayı tercih ediyordu. Ben sonuna kadar inanırken, bazıları sadece yanımda görünüyordu. Benim yüreğimle sahiplendiğim şeyler, bazılarının gözünde sadece bir mecburiyetten ibaretti.
Kurduğum sendikanın güçlü ve ilkeli olması için çok uğraştım, okul müdürlüğümde öğrenciler, öğretmenler ve okul için en iyisini yapmaya çalıştım. Fakat bu süreçte doğru bildiğim yolda yürürken, hiç kırmak istemediğim insanları kırdım. Bu beni hep yaraladı.
Pişman mıyım?
İlkelerimden değil. Ama insanların söylemleriyle eylemlerinin birbiriyle örtüşmemesine fazla üzüldüm.
Çünkü ben sözlere fazlasıyla değer vermiştim.
Arkadaşımın sayesinde bir şey öğrendim: Her şeye gereğinden fazla değer yüklemek insanı gerçekten yoruyormuş.
Artık çabam başka…
Hiçbir şeye gereğinden fazla anlam yüklememeye çalışıyorum.
İnsanlar çoğu zaman beni anlamasa da, yazılar anlıyor.
Ben artık hırçınlıkla değil, kalemle konuşuyorum.
Ne kadar? Kime? Ne için? Bu ölçülerle ilgili sıkıntımız var belki de..
Çünkü fazla verilen her şey yorar:
Fazla değer… Fazla sevgi… Fazla çaba… Fazla sahiplenme…
Bir dostluk kuruyorsam, değer veriyorum ama sonsuz beklentilerim olmuyor.
Bir mücadele veriyorsam, herkesten aynı yürekle koşmasını beklemiyorum.
İnsan, bir şeylere değer verirken kendi sınırlarını da gözetmeliymiş.
Her mücadelenin, her dostluğun, her sözün bir tartısı olmalıymış.
Aksi halde, kendi içini fazlalıklarla doldurup tüketiyormuş.
Artık benim mücadelem;
Her şeyi yerli yerinde yaşamak,
Gerektiğinde susmak, gerektiğinde yazmak,
Bazen geri çekilmek kaybetmek değil, kendini korumaktır.
Bazen daha az değer vermek, daha huzurlu bir kalbe sahip olmaktır.
Ve bazen yazmak, insanın kalbini sakince onarmasıdır.
Öğrendim ki, değer vermek güzel… Ama gereğinden fazlası yorar; sevgi bile.
Yorumlar
Kalan Karakter: