Bir toplumun çöküşü sessiz başlar. Önce değerler aşınır, sonra saygı kaybolur, en sonunda da vicdan susar. Bugün geldiğimiz noktada içimizi yakan bir gerçeği dile getirmek istiyorum: Öğretmenler artık sadece yaşlılıktan ya da hastalıktan değil; şiddetin, baskının ve değersizleştirmenin ortasında tükeniyor, yaşamları sona eriyor ya da erdiriliyor.
Daha önce kaleme aldığım bir yazımda şöyle demiştim:
“Empati eksikliği, toplumsal çürümenin en açık göstergesidir.”
Bugün öğretmenlere yönelik tutumda gördüğümüz tablo, bu cümlenin ete kemiğe bürünmüş halidir. Çünkü bir öğretmenin yaşadığı baskıyı anlamayan, onun sınıf içinde verdiği mücadeleyi görmeyen bir anlayış, aslında kendi geleceğini görmezden gelmektedir.
Bir zamanlar “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” anlayışıyla büyüyen bir toplumduk. Öğretmen; sadece bilgi veren değil, aynı zamanda ahlakı, sabrı, merhameti öğreten bir rehberdi. “Eti senin kemiği benim” denilerek emanet edilen evlatlar, öğretmenin vicdanına bırakılırdı. Çünkü bilinirdi ki öğretmen, o emaneti kendi evladından ayırmaz.
Ama buna rağmen “İyilik çoğu zaman alkışlanmaz, ama kötülük en hızlı yayılandır.”
Bugün öğretmenlerin maruz kaldığı haksızlıklar ve şiddet karşısında toplumun büyük bir kısmının sessiz kalması, işte bu gerçeğin acı bir yansımasıdır.
Peki şimdi ne oldu?
Öğretmen, görünmeyen yüklerin en ağırını taşıdığı halde bugün, öğrencisinin gözünde otoritesini kaybetmiş; velinin gözünde sürekli sorgulanan, şikâyet edilen bir memura dönüştürülmüş durumda. Eğitim ortamları, bilgi yuvası olmaktan çıkıp gerilim alanlarına dönüşüyor. Bir öğretmenin sınıfa girerken tedirginlik yaşadığı, yaptığı işten zevk almadığı, sözünün yanlış anlaşılmasından korktuğu bir düzen haline dönüşen düzen, sağlıklı bir düzen değildir.
Daha da acısı; öğretmene yönelen şiddetin artık istisna değil, neredeyse sıradan bir haber haline gelmiş olmasıdır. Bu, sadece öğretmenlerin değil; bir milletin geleceğinin tehdit altında olduğunun en açık göstergesidir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, öğretmenin toplumdaki yerini tarif ederken sadece söz söylememiş, bir vizyon ortaya koymuştur. Öğretmen maaşlarının milletvekili maaşından az olmamasını dile getiren bir anlayıştan; bugün öğretmenin itibarının tartışıldığı bir noktaya savrulmuş olmak, üzerinde derin derin düşünülmesi gereken bir çöküştür.
Öğretmeni değersizleştiren sadece ekonomik şartlar değildir. Sürekli şikâyet mekanizmalarıyla baskı altına alınan, CİMER, BİMER gibi kanallar üzerinden en küçük meselelerde dahi hedef haline getirilen, üzerine birçok angarya görev verilen bir öğretmen profili oluşturulmuştur. Elbette denetim olmalıdır, elbette hatalar sorgulanmalıdır. Ancak bu süreç, öğretmeni itibarsızlaştıran, her an suçluymuş gibi gösteren bir araca dönüşmemelidir.
Bugün öğretmen, sadece ders anlatmıyor. Aynı zamanda psikolog, rehber, anne-baba, arkadaş, çocuk bakıcısı olmaya çalışıyor. Her çocuğun yükünü omuzlayan bir insanın, bu kadar yalnız bırakılması kabul edilemez.
Unutulmamalıdır ki;
Öğretmen yıpranırsa, eğitim yıpranır.
Eğitim yıpranırsa, toplum yıpranır ve çözülür.
Bu yüzden artık yüksek sesle söylemek gerekiyor:
Yeter artık! Yeter!..
Öğretmeni hedef haline getiren dil terk edilmelidir.
Şiddeti normalleştiren anlayışa karşı net ve caydırıcı önlemler alınmalıdır.
Öğretmenin itibarı, sadece sözle değil, uygulamalarla yeniden inşa edilmelidir.
Çünkü öğretmen, sadece bir meslek grubu değildir. Öğretmen, bir milletin yarınını inşa eden en temel değerdir. Öğretmen yıpranırsa, eğitim yıpranır; eğitim yıpranırsa, gelecek karanlığa sürüklenir.
Ve unutulmamalıdır:
Öğretmeni korumak, geleceği korumaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: