Yeni İttifaklar ve Devlet Aklı: Türkiye’nin Stratejik Seçenekleri
Geçtiğimiz yazıda İsrail’in Türkiye’ye karşı yürüttüğü on yıllık yalnızlaştırma politikasını, Doğu Akdeniz’deki enerji oyunlarını ve dillendirilen savaş senaryolarını ele almıştık. O tablo bize şunu göstermişti: Türkiye sadece bölgesel değil, küresel ölçekte hedef alınan, önü kesilmek istenen bir ülke konumunda. İşte şimdi, o sisli ve tehlikeli sürecin ardından bu kez Türkiye’nin çıkış yollarını, devlet aklının devreye girdiği stratejik seçenekleri konuşalım.
Tam da bu puslu tabloda yaşanan yeni gelişmeler ışığında, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin “Türkiye-Rusya-Çin ittifakının müteşekkil olması arzu ve önerimizdir” çıkışı basit bir siyasi söylem değildir. Bu söz, Batı merkezli düzenin Türkiye’yi köşeye sıkıştırma girişimine stratejik bir yanıttır.
Bahçeli’nin bu yaklaşımı aslında yeni değildir. Daha önce de “Golan’da diş gösterenlerin, Şam’a parmak sallayanların azı dişini Kudüs’te sökmek sadece bir zaman meselesidir” diyerek Türkiye’nin Kudüs ve bölge merkezli stratejik duruşunu net biçimde ortaya koymuştu. Bu cümle, Türkiye’nin yalnızca diplomatik bir refleks değil, aynı zamanda tarihsel bir kararlılık içinde olduğunu göstermektedir. Kudüs vurgusu, yalnızca bir dini hassasiyet değil; Türkiye’nin jeopolitik vizyonunun, bölgesel hafızasının ve devlet aklının en önemli dayanaklarından biridir.
ABD ve İsrail’in planlarına ve bu planlara piyonluk eden Yunanistan ve AB’ye karşı Türkiye’nin elindeki seçeneklerden biri, mevcutta var olan bir ittifaka katılmak veya yeni bir blok kurmaktır. Türkiye, Batı’da Doğu, Doğu’da Batı olarak görülen ve coğrafi olarak her iki tarafın merkezinde bulunan bir ülkedir.
Bu zorlu sürecin üstesinden gelmek elbette kolay değildir. Ancak Türkiye bugün geldiği konum ve eriştiği güçle bu süreci başarıyla yönetebilecek kapasiteye de sahiptir. Artık tarih ve kültürümüze yaslanarak kendi planlarımızı uygulamanın zamanı gelmiştir.
Bahçeli’nin çıkışı, sadece bir partinin görüşü değil, bir aklın stratejik yönelişinin ifadesidir. Savaşların, sınırların ve yeni ittifakların konuşulduğu günümüzde Türkiye’nin kendi iradesini ortaya koyması büyük önem taşımaktadır.
Ve burada dikkat çekici bir başka stratejik dayanak öne çıkıyor: Türk Devletleri Teşkilatı. Bugün bu yapı yalnızca kültürel bir birlik değil, Türkiye’nin doğal etki alanı üzerinde inşa ettiği jeopolitik bir güç potansiyelidir. Ortak tarih, dil, kültür ve değerler; enerji hatlarından ticaret yollarına, savunma iş birliğinden teknolojik atılımlara kadar ciddi avantajlar sunmaktadır.
Ancak teşkilatın gerçek bir küresel aktöre dönüşebilmesi için eksikler ivedilikle tamamlanmalıdır. Bugün alınan kararların çoğu temenniler düzeyindedir. Hukuki ve siyasi bağlayıcılık artırılmalı, ortak karar mekanizmaları işler hâle getirilmeli, ekonomik entegrasyon hızlandırılmalı, ortak pazar kurulmalı ve savunma alanında koordinasyon güçlendirilerek ortak refleksler geliştirilmelidir.
En büyük eksikler; ekonomik iş birliğinin derinleşmemesi, kararların sınırlı bağlayıcılığı ve ortak güvenlik anlayışının henüz kurumsallaşmamış olmasıdır. Bu eksikler giderildiğinde, Türk Devletleri Teşkilatı Türkiye’nin yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de elini güçlendirecek stratejik bir dayanak olacaktır.
Tarih ve kültür bağlarımız yalnızca geçmişin hatırası değil, geleceğin de sermayesidir. Türk Devletleri Teşkilatı bu sermayeyi doğru işlerse, dünya siyasetine yön verecek, yeni bir güç kutbu olarak sahneye çıkabilir.
Lakin bu arzuların gerçekleşmesi beklenirken Türkiye’nin yapacağı iş birlikleri veya dâhil olacağı ittifaklarla kendini caydırıcılık zeminini dahada sağlamlaştırması gerekir. Bu pencereden bakıldığında ise en önemli alternatifin Türkiye-Rusya-Çin ittifakı olduğu görünüyor.
Bugün kutupları yeniden dizayn edilen dünyada dimdik durmanın yolu, yalnızlığa mahkûm edilmekten değil, bağımsız olarak yeni ittifaklarla yükselmekten geçiyor. Türkiye artık yalnızlaştırılabilecek bir ülke olmadığı gibi, kendi ittifaklarını kurabilecek önemli bir güç hâline gelmiştir. Artık mesele, Türkiye’nin hangi ittifakın parçası olacağı değil, hangi ittifakı kuracağıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: