Uluslararası diplomaside liderlerin bir araya geldiği masaların, karşılama törenlerinin ya da basına servis edilen fotoğrafların yalnızca sembolik değil, aynı zamanda siyasi birer mesaj olduğu artık herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Protokol, şekil gibi görünen bir kurallar bütünü değil; devletler arası eşitliği, saygıyı ve güç dengesini temsil eden görünmez bir dildir.
Son günlerde kamuoyuna yansıyan iki kare bu açıdan dikkat çekicidir. Birincisi, Donald Trump’ın Avrupalı liderlerle yaptığı görüşmede ortaya çıkan fotoğraf. Trump, masada “öğretmen edasıyla” baş köşeye kurulmuş; Avrupalı liderler ise masanın karşısında birer sandalyeyle sıralı bir şekilde oturtulmuştur. Ortaya çıkan görüntü, Trump’ın kendisini üstün konumlandırdığı, Avrupa’yı ise muhatap değil, söz dinleyen bir sınıf gibi gördüğü izlenimini vermektedir. Burada verilen mesaj açıktır: “Karar veren benim, siz benim kararlarımı dinleyen tarafsınız.”
İkinci karede ise bambaşka bir sahne var. Trump’ın, İslam ülkeleri liderleriyle buluşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile masanın başında yan yana; diğer liderlerin masanın iki yanına karşılıklı dizilmesi şeklinde kurgulanan oturma düzeni, Trump’ın Avrupa’daki tek taraflı üstünlük imajından farklı bir tablo ortaya çıkarıyor. Bu fotoğraf, Erdoğan’ı muhatapların içerisinde en önde geleni ve Amerika’nın karşısında eşit bir partner olarak göstermektedir. Buradaki mesaj ise: “Bu süreci yönetecek iki ülke vardır. Sizlerin düşüncelerini alırız; lakin stratejiyi Türkiye ve Amerika belirler.”
Uluslararası protokol literatürüne bakıldığında, bu tür oturma düzenleri ve karşılamalar asla tesadüfi değildir. Bu tür durumlarla alakalı diplomasinin pratiğini anlatan birçok eserde vurgulanan, protokolün devletler arası ilişkilerde eşitlik ilkesinin sahnedeki görüntüyle ifade edildiği şeklindedir. Liderin masadaki yeri, kimin yanında oturduğu, hatta arabadan ne zaman indiği dahi birer diplomatik mesajdır.
Türk diplomasi tarihinde de örnek olarak alınabilecek sembolik olaylar sıkça yaşanmıştır. Mesela, 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın bir Pakistan ziyaretinde, ev sahibi lider karşılamada hazır olmayınca Bayar’ın arabasında bir süre bekleyerek; ancak mevkidaşı kapıya çıktığında araçtan inmesi… İsmet İnönü’nün Londra ziyareti sırasında “Devlet başkanını ancak devlet başkanı karşılar.” prensibine önemle vurgu yapması… Süleyman Demirel’in Ortadoğu seyahatlerinde karşılamanın alt seviyede kalmasına tepki göstermesi… Bu durumlar, Türkiye’nin devlet onurunu koruma konusunda ne denli titiz olduğunu ortaya koyan örneklerden bazılarıdır. Benzer olaylar sadece bizde değil, birçok yabancı liderin diplomatik görüşmelerinde de karşımıza çıkmaktadır.
Birbirine yakın zamanlarda ABD Protokol Şefliği’nin yayınladığı bu iki farklı fotoğrafı, aynı zamanda ABD’nin dış politika stratejilerinin de bir yansıması olarak görmek gerekiyor. Avrupa’ya karşı sergilenen tavır, ABD-AB ilişkilerinde Washington’un üstünlüğünü hatırlatma çabası olarak yorumlanabilir. Trump, Avrupa Birliği liderlerine “ABD’nin liderliği tartışılmaz” mesajı verirken, onların kolektif ağırlığını küçümseyen bir görüntü üretmiştir. Buna karşılık Erdoğan ile yan yana oturduğu kare, İslam dünyasında Türkiye’nin liderlik iddiasını kabul eden ve Ankara’yı Washington için vazgeçilmez bir partner olarak konumlandıran bir yaklaşıma hizmet etmektedir. Yani bir yanda Avrupalılara güç gösterisi yapılırken, diğer yanda İslam dünyasıyla kurulacak olan diyaloğun Türkiye üzerinden inşa edileceği mesajı verilmektedir.
Türkiye açısından bu fotoğraf, sembolik ve stratejik değeri yüksek bir anlama sahiptir. Erdoğan’ın Trump ile yan yana oturması, Washington’ın Ankara’yı yalnızca İslam dünyasının değil; küresel diplomasinin de merkez aktörlerinden biri olarak görmek zorunda olduğunun işaretidir. Ancak bu tür karelerin Türkiye için yalnızca bir protokol jesti olmadığını, aynı zamanda sorumluluk yükleyen bir diplomatik pozisyon olduğunu da görmek gerekir. Çünkü eşit oturmak, eşit ortaklıktan doğan yükümlülükleri de beraberinde getirir.
Bu fotoğraftan çıkarmamız gereken sonucu şöyle özetleyebiliriz: Protokolde kazanılan her sembolik alan aslında uluslararası siyasette hangi konumda olduğunun göstergesidir. Türkiye’nin özellikle son yıllarda uyguladığı dengeli dış politika ve bölgesinde yapmış olduğu siyasi ve askeri hamleler masadaki yerini sağlamlaştırmıştır. Kendi diplomatik vizyonunu güçlü tuttuğu ve bölgesel liderlik rolünü somut politikalarla desteklemeye devam ettiği sürece de kalıcı olmaya devam edecektir.
Kısacası, diplomasi yalnızca kulislerde yürütülen müzakerelerden ibaret değildir. Masada kimin nerede oturduğu, liderlerin arabadan ne zaman indiği ya da kapıda kimin hazır bulunduğu… Hepsi uluslararası ilişkilerin görünmez ama en etkili cümleleridir. Fotoğraflar ve törenler, tarihe düşülmüş diplomatik notlardır. Son yazılan notun sonuçlarını ise önümüzdeki süreçte hep birlikte göreceğiz.
Yorumlar
Kalan Karakter: