İsrail’in 10 Yıllık Türkiye Stratejisi: Savaş Senaryolarına Giden Yol
Son on yılda İsrail’in Türkiye’ye karşı tutumuna bakınca sürekli aynı resmin farklı versiyonları çıkıyor karşımıza: küstah açıklamalar, küçümseyen tavırlar, bölgesel oyunlardan dışlama çabaları…
2015’te Gazze üzerinden başlayan atışmalar, 2017’de Kudüs kriziyle zirve yapmıştı. Netanyahu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye’ye karşı sergilediği saldırgan tutumun ardından büyükelçiliklerin karşılıklı geri çekilmesi, diplomasiyi neredeyse kopma noktasına getirmişti.
2020’lerde ise Doğu Akdeniz’de, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la birlikte EastMed doğalgaz projesini imzalayarak “Türkiye’yi yok sayıyoruz” mesajı vermişti. Bu sadece bir enerji boru hattı projesi değil, aynı zamanda diplomatik bir restti. Türkiye ise deniz yetki alanı anlaşmalarıyla hem Mavi Vatan’ı güvence altına alıyor hem de İsrail’in hesaplarını altüst ediyordu.
Sonrasında Gazze’de yaşanan katliamlar toplumları ayağa kaldırırken, İsrail, Türkiye’yi “Hamas’ın sözcüsü” ilan ederek ABD ve Yunanistan’la kurduğu ittifakın gölgesinden suçlamalar yağdırıyordu.
Özetle, son on yılın tablosu nettir: Büyük İsrail hayali uğruna diplomasiyi hiçe sayan İsrail, Doğu Akdeniz’deki hesapları ve yalnızlaştırma stratejisiyle Türkiye’ye karşı sürekli agresif bir tutum sergilemiştir. Ama bu millet, dışarıda külhanbeyliği yapan, içeride etek gölgesi arayan çok herif gördü. Türk tarihi, bunlar gibi yok olmuş herifçiliklerle dolu bir müze gibidir.
Bugün gelinen aşamada İsrail, Türkiye’ye karşı açık açık savaş senaryolarını dillendirme cüretinde bile bulunabiliyor. Sosyal medyaya sızan planlardan, düşünce kuruluşlarının raporlarına kadar birçok alanda “Türkiye ile İsrail çatışacak” söylemi tekrarlanıyor.
Savaş demek kan, gözyaşı ve yıkım demektir. Ama bu ihtimalin yetkin ağızlar tarafından dillendirilmesi, kaos ve kargaşa bezirganı bazı Batılı gazetecilerin köşe yazılarında bu konuyu gündeme getirmesi, İsrail ve Batı’nın Türkiye’ye bakışını net bir şekilde ortaya koyuyor. Çünkü Türkiye, yalnızca engellenmesi gereken bir güç değil, hayalini kurdukları Büyük İsrail’in önündeki en büyük engel olarak da duruyor.
Doğu Akdeniz’deki enerji hesapları, Filistin meselesindeki tutum, Türkiye’nin Afrika’daki yatırımları ve Orta Doğu’daki nüfuzunun artması, İsrail’in kurmak istediği stratejiye doğrudan darbe vuruyor. Eğer böyle bir savaş senaryosu gerçekleşirse, bu sadece iki ülkenin savaşı olmayacaktır. ABD, Yunanistan ve İsrail’in kurduğu ittifak ve Akdeniz’deki hamleleri, AB üyesi ülkelerin birbirinden bağımsız ortaya koydukları tavır muhtemel savaşın taraflarını da netleştiriyor.
Ortadoğu merkezli fakat Doğu Akdeniz’in derinliklerinde patlak verecek bir çatışma, uluslararası dengeleri altüst edecektir. NATO’nun 5. Maddesi, yani bir üye ülkeye yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılması kuralı, bugüne kadar sadece 11 Eylül saldırıları sonrası ABD için işletilmiş, onun dışında hiçbir ülke için kullanılmasına müsaade edilmemiş ve kâğıt üzerinde yazılı bir metin olmaktan öteye geçememiştir.
Hal böyle olsa da Türkiye, askeri kapasitesi ve bölgesel vizyonuyla İsrail saldırganlığını boşa çıkaracak güçtedir. Fakat pazılın birleşen kısımlarında ortaya çıkan, muhtemel savaşın iki ülkeyle sınırlı kalmayacağının resmidir. Böyle bir duruma karşı da Türkiye’nin önünde yeni yollar, yeni bloklar ve yeni ittifakların olması kaçınılmazdır.
İşte tam da burada, devlet aklının devreye girdiği ve geleceğimizi şekillendirecek stratejik hamlelerin konuşulması gerekmektedir. Bu meseleyi ve çıkış yollarını bir sonraki yazımızda ele alacağız.
Şimdilik sağlıcakla kalın
İkram Erdemir
Yorumlar
Kalan Karakter: