Amerika Birleşik Devletleri, yıllardır kendisini “özgürlüklerin ve demokrasinin hamisi” olarak dünyaya pazarlıyor, müdahalelerini “insan hakları” gerekçesiyle süsleyip askeri operasyonlarını “savunma” etiketiyle meşrulaştırıyordu. Lakin Trump’un Savunma Bakanlığı’nın adını “Savaş Bakanlığı” olarak değiştirme hamlesi, perde aralığından görünen oyunu gün yüzüne çıkarmıştır. Takke düşmüş, kel görünmüştür.
Bu basit bir isim değişikliği değildir. Bu, Amerika’nın gerçek niyetinin, kafasının arkasındaki kimliğin, küresel siyasetteki tavrının açık bir itirafıdır.
“Savunma” kelimesi, uluslararası hukukta meşruiyet sağlar. Bir ülke kendini “savunma” üzerinden tanımladığında dostlarına güven verir, rakiplerine ise saldırgan olmadığını anlatır. Ancak “savaş” kelimesi, bu kalkanı ortadan kaldırır. Artık Amerika, diplomaside barışçı bir maske takma ihtiyacı duymayarak, “Biz sadece savunma için değil, öncelikle saldırmak için varız.” mesajını dünyaya net bir şekilde vermiştir.
Bu durum müttefiklerde güvensizlik yaratırken, rakiplerde de teyakkuzu artırır. Kısacası Amerika, dünyaya açıkça gerilim ve çatışma döneminin başladığını ilan etmiştir.
Devletlerin kullandığı kelimeler, toplumların bilinçaltını şekillendirir. “Savunma Bakanlığı”, halkına güvenlik ve koruma vaat ederken; “Savaş Bakanlığı” ise saldırının, çatışmanın ve militarizmin zihinlerde normalleşmesi yolunu açar. Bu durumda, Amerikan halkına verilen açık mesaj ise şudur:
1. Amerikan devleti yeni dönemde güvenliği değil, üstünlüğü hedefleyecek.
2. Savaş olağanüstü bir durum değil, bundan böyle olağan bir süreç olacak.
3. Amerikan ulusunun kimliği, barış değil, savaş üzerinden inşa edilecek.
Bu zihniyet değişiminin en somut yansıması bugün Filistin’de yaşanıyor. İsrail’in yıllardır süren işgal ve saldırı politikası, Amerika tarafından “savunma hakkı” maskesiyle meşrulaştırıldı. Çocukların, kadınların üzerine yağan bombalar “güvenlik” gerekçesiyle aklandı, aklanmaya da devam ediyor.
Ama şimdi “Savaş Bakanlığı” adıyla birlikte Amerika, aslında yıllardır yaptığı işin adını netleştirmiş oldu. Bu durum, savunma değil savaş politikasıdır. Filistin’deki masum sivillerin dramı, bu isim değişikliğinin ne kadar gerçekçi olduğunu kanıtlıyor. Amerika, İsrail’e verdiği sınırsız destekle zaten bölgeyi cehenneme çevirmiştir. Şimdi bunu kendi kurumsal kimliğine kazıyarak dünyaya da ilan etmiş oldu.
Ukrayna–Rusya savaşının, Pasifik’te Çin geriliminin, Orta Doğu’daki kanlı çatışmaların olduğu ve dünyanın 3. Dünya Savaşı senaryolarıyla çalkalandığı böyle bir dönemde “Savaş Bakanlığı” isminin tercih edilmesi, sadece bir iç düzenleme değil; küresel ölçekte yeni bir çağın işaret fişeğidir. Amerika, adeta diyor ki:
“Biz artık savaş dönemine girdik, dünya kendini ona göre hazırlasın.”
Peki Türkiye bu süreçte nerede durmalı, nasıl bir strateji izlemeli? Böylesine kritik bir dönemeçte Türkiye’nin atacağı adımlar, yalnız kendi geleceğini değil, bölgesinin kaderini de belirleyecektir.
Türkiye, tarih boyunca birçok kez olduğu gibi bugün de önemli bir yol ayrımına gelmiştir. Ya büyük güçlerin oyununda figüran olacak ya da kendi stratejik aklıyla oyunun kurucusu olacaktır.
Bana göre bu noktada Türkiye’nin önceliği şunlar olmalıdır:
Bağımsız dış politika çizgisini taviz vermeden korumalıdır.
Kendi savunma sanayisini güçlendirmeye devam ederek, caydırıcı güç olma pozisyonunu daha da sağlamlaştırmalıdır.
Doğu Türkistan ve Filistin başta olmak üzere, zulme uğrayan bütün mazlumların yanında olup, adaletin sesini her platformda haykırmaya devam etmelidir.
Doğu ile Batı arasında denge politikası izleyerek milli çıkarlarını merkeze koymalıdır.
Unutulmamalıdır ki, Anadolu coğrafyası sadece Türkiye’nin değil, tüm mazlumların sığınağıdır. Bu topraklarda alınacak her karar sadece bugünü değil, yarınları da şekillendirecektir.
Artık Amerika maskesini çıkarmıştır. Barışı diline dolayan ama savaşla beslenen düzen, artık kendi kimliğini saklama ihtiyacı duymamaktadır. Bu, dünya için bir uyarı; mazlum milletler için ise yeni bir tehdittir.
Türkiye’nin görevi bellidir: Barışın diliyle ama caydırıcılığın gücüyle yol almak. Çünkü bu coğrafyada ayakta kalmak, sadece askerle değil; akılla, adaletle ve milletin iradesine yaslanmakla mümkündür.
Allah’a emanet olun…
Yorumlar
Kalan Karakter: