Hepimizin aşina olduğu bir deyimdir: “Nabza göre şerbet.”
Kısaca tanımlamak gerekirse bu ifade; kişi ya da kişilere hoşnutluk veren sözler sarf etmek, ortama uygun tavır geliştirmek ve çoğu zaman karşı tarafın beklentilerine göre şekil almak anlamına gelir.
Peki, bu yaklaşım ne kadar doğru, ne kadar ahlâkîdir?
Bugün yazmak gibi değilde , tabiri caizse daha çok sohbet havasında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Bununla birlikte, kavramın toplumsal ve etik boyutlarını da tartışmaya açmak niyetindeyim...
Sizlerin bu konuda düşüncelerini merak ediyorum , sizler nabza göre şerbet vermenin masum birşey olduğunu düşünenlerden misiniz?
“Mış” Gibi Yapmak
Günümüzde nabza göre şerbet vermek, adeta herkesin zorunlu bir pratiği hâline gelmiştir. Bunun bir başka varyasyonu “mış gibi yapmak”tır. Bu, toplumsal ilişkilerde sahiciliğin yerine rol yapmayı koyar. Bir diğer yansıması ise hiyerarşik ilişkilerde görülür.
Şahsen, hiyerarşik düzeni disiplin, otorite ve kurumsal devamlılık açısından gerekli görmekteyim. Grup çalışmalarında, ortak hedeflerin belirlenmesinde ve kolektif başarıların sağlanmasında düzenli bir hiyerarşi elzemdir. Ancak bu hiyerarşi, sadece statüye dayalı bir güç mekanizması değil; aynı zamanda adalet, liyakat ve karşılıklı saygı temelli olmalıdır.
Kibir Kuyusu
Gözlemlerime göre insanlar, çoğu kez “asil bir duruş” sergilemeye çalışırken, diğer taraftan ayrımcılığın ve üstünlük taslamanın metaforik ifadesi olan kibir kuyusunda çırpınmaktadır. İşte bu noktada o deyim zihnimde çınlar: “Nabza göre şerbet.”
Çünkü bazı bireyler, dışarıya istikrarlı ve kararlı bir profil sunarken; özünde sevgi, saygı ve güven gibi temel duyguları kişisel çıkarlar doğrultusunda araç olarak kullanır ve bunu profesyonel bir sunumla yapar ki, bireysel kimliğin yozlaşmasına ve toplumsal değerlerin erozyona uğramasına yol açtığı gibi , bazı olmazsa, olmaz zincirleme duyguların bizzat katili olabilir...
Kendine Yalan Söylemek
Kanaatimce insanın kendine yalan söylemesi, en tehlikeli karakter zafiyetidir. Zira yalan, sadece bir anlık aldatma değildir; süreklilik kazandığında “karakter erozyonu” dediğimiz daha derin bir yozlaşmaya dönüşür.
Bu bağlamda nabza göre şerbet vermek, çoğu kez masum görünen bir manipülasyon biçimidir. Karşımızdakini incitmeden yönlendirmek gibi sunulsa da, aslında özünde içtenliği örten, güveni aşındıran bir etik problem barındırır. Bir bakıma, “masum görünen cellât” işlevi görür.
Neden İyi Niyet Katiliyiz?
İyi niyet, insan ruhunun en saf, en kırılgan tezahürüdür. Karşılıksız bir yardım, beklentisiz bir fedakârlık ya da içten bir tebessüm… Bunlar insana onur ve asalet kazandırır. Ancak modern ilişkilerde iyi niyet, çoğu kez pragmatik beklentilerin gölgesinde yok edilmektedir.
Sorunun kökünde şu vardır: İyi niyet, bir erdem olarak görülmek yerine “kullanılabilir bir kaynak” olarak algılanmaktadır. İnsanlar, başkasının samimiyetini değerli bir insani kazanım olarak görmek yerine, onu kendi çıkarları doğrultusunda istismar etmenin yollarını aramaktadır.
Sonuçta iyi niyet, değersizleştirilir; hatta suistimal edilerek adeta “katledilir.” Fakat unutmamak gerekir ki iyi niyeti yok etmek, aslında insanlığın özünü yok etmektir. Çünkü başkasının masumiyetini öldüren, kendi vicdanının da mezarını kazar.
İnsana Hürmet
Her birey kendi aynasında kendini görür; işte “yansıma” dediğimiz hakikat tam da budur. İnsana huzur veren şey, çevrede nasıl göründüğü değil; iç dünyasının ne kadar aydınlık olduğudur.
Burada asıl mesele, karşımızdakini “iyi” ya da “kötü” kategorisine yerleştirmek değildir. Kim olursa olsun, insan onuru ve hürmeti değişmez. Zira insana değer vermek, olgunluğun en yüksek göstergesidir.
Menfaatler ve Fânilik
Menfaatler… Ah, onlar ne kadar da dünyevîdir! Şan, şöhret, makam, mevki, takdir… Hepsi, “ebedî uyku” dediğimiz ölümle birlikte yok olur. Geride kalan, yalnızca mezar taşında yazılı bir isim değil; dokunulan yürekler, işlenen iyilikler ve maalesef yapılan kötülüklerdir.
Şunu da teslim etmeliyiz: İyilik zamanla unutulabilir, ama kötülük kolektif hafızada daha kalıcıdır. Çünkü kötülük bir yara açar; bu yara yıllarca kanar, iyileşmesi bazen bir ömür alır.
Sonuç olarak :
Özetle, nabza göre şerbet vermek çoğu zaman bir nezaket formu değil, içtenliğin gölgelenmesidir. İnsana düşen görev, menfaat merkezli ilişkiler geliştirmek değil; dürüstlük, etik değerler, samimiyet ve iyi niyet temelli bir yaşam sürmektir.
Şikayet ederken kendimize düşen payı unutmayalım , kimbilir çoğumuz bunu görmüyor olabiliriz.
Lütfen saygı ve güven duygusunun yok oluşunda payımız olmasın...
İyi niyet katli sadece bir bireyin değil , tüm insanlığın etik değerlerine işlenen en derin ihlaldir...
Yolunuz gül renginde , gül kokusunda olsun her daim.
Yorumlar
Kalan Karakter: